Dün, Cumhuriyet’in bahçesinde ve Şişli Camisi’nin avlusunda, bir araya gelen isimler, Şükran Soner’in mirasını kutladı. Yıllar boyunca emek mücadelesine, insan haklarına ve barışa olan bağlılığıyla öne çıkmış bu eşsiz figürün, farklı dönemlerdeki deneyimleri ve dostlukları, bir araya gelerek anlam kazandı. Her birinin gözünden, Şükran Soner’in hayatındaki önemli anılar, o’nunla kurduğu bağlar ve o’nunla paylaşılan mücadeleler ışık tuttu.

Şükran Soner, sadece bir gazeteci değil, aynı zamanda bir yol göstericiydi. 1968’deki Beyazıt Meydanı’ndaki öğrenci ateşinden, 1980 darbesinin ardından yaşanan sıkıntıya, 2001’deki Diyarbakır’daki kadın dayanışmasına kadar uzanan hayatının her evresinde, o’nun sesi, o’nun bilgisi ve o’nun cesareti, birçok insanın hayatında bir dönüm noktası olmuştu. Duygu Asena, Zeynep Atikkan, Zeynep Avcı, Nilgün Cerrahoğlu, Yaşar Seyman ve Saynur Varışlı gibi isimlerle kurduğu dostluklar, o’nun mücadelelerine güç vermiş, o’nun yoluna ışık tutmuştu. Özellikle, Milliyet’ten kovulduklarında gösterdiği dayanışma, o’nun karakterinin en güzel örneğini temsil ediyordu. O’nun, “Siz sakın üzülmeyin, ben Cumhuriyet’le konuştum, sizler de izlenimlerinizi Cumhuriyet’e yazın, hepinizinki basılacak” sözleri, o’nun insanseverliğinin ve mücadele azminin bir göstergesiydi.

Dün, Şükran Soner’in hayatından kesitler, sadece anılar paylaşımını değil, aynı zamanda bir araya gelmenin, dayanışmanın ve mücadele etmenin önemini de vurguladı. O’nun, “Üzüldüğüm bir şey var” dediği gibi, annesinin demokratik bir ülkede ölmemesinin, o’nun mücadelesini daha da anlamlı hale getirdiğini ifade etti. O’nun, kadınların birlikteliği için geç kalınmamış mıydı sorusu, o’nun vizyonunu ve o’nun mücadele alanlarını da gözler önüne serdi. O’nun, Diyarbakır’a gidip, olağanüstü sevgiyle karşılanması karşısında yaşadığı utanç ve özgüven eksikliği, o’nun dürüstlüğünü ve insanseverliğini bir kez daha ortaya koydu. Bu anılar, o’nun hayatının sadece bir parçası değil, aynı zamanda bir ders, bir ilham kaynağıydı.

Şükran Soner’in mirası, sadece o’nun yazdığı yazılarla sınırlı değil. O’nun, hayatı boyunca verdiği mücadeleler, o’nun dostlukları, o’nun insanseverliği, o’nun cesareti, tümü bir araya geldiğinde, birer ömür boyu devam edecek bir miras oluşturuyor. Bugün, o’nu anmak, sadece geçmişi hatırlamak değil, aynı zamanda o’nun mirasını yaşatmak, o’nun mücadelelerine devam etmek ve o’nun yolunu takip etmek anlamına geliyor. Ve belki de, o’nun en güzel hediyesi, o’nunla kucaklaşan tüm insanlara, o’nunla birlikte, daha güzel bir dünya inşa etme cesareti vermek.”}p>