Yargı sisteminin temel prensiplerinden sapılarak uygulanan bu kısıtlama, hukukun üstünlüğüne dair en temel inançları sarsmaktadır. Bir bireyin, özellikle de tutuklu bir kişinin, savunma hakkını kullanabilmesi için gerekli araçlara erişiminin engellenmesi, adil yargılanma ilkesinin açık bir ihlalidir. Bu durum, sadece İmamoğlu’nun değil, tüm savunucuların ve ifade özgürlüğüne önem veren herkesin hak arayışını zorlaştırmaktadır.
İstanbul 4. Sulh Hukuk Hâkimliği’nin aldığı bu karar, bir kitabın basılmasına ve dağıtılmasına yönelik bir yasaktır. Bu yasağın altında yatan gerçek, yargı kararlarını sorgulayan, adaletsizliklere karşı sesini yükselten her türlü çabanın bastırılmasıdır. Yayınevinin kültür bakanlığına başvurarak basım sürecini başlatması, iktidarın bu çabayı engellemeye yönelik aciz bir girişidir. Bu durum, hukukun fiilen uygulanmaması ve iktidarın keyfi kararlarının alınması gerçeğini gözler önüne sermektedir.
İmamoğlu’nun savunmasının 400 sayfadan oluşan kapsamlı içeriği, 10 bölümden oluşmaktadır. Bu savunma, suçlamalara karşı bir yanıt sunmak ve adil yargılanma hakkını kullanmak amacıyla hazırlanmıştır. İktidarın bu savunmanın basılmasına ve kamuoyuyla paylaşılmasına izin vermemesi, hukukun keyfi bir şekilde uygulanmasının ve ifade özgürlüğünün engellenmesinin bir göstergesidir. Bu durum, yargı bağımsızlığının ve hukukun üstünlüğünün zedelenmesine yol açmaktadır.
Bu olay, sadece İmamoğlu’nun değil, tüm savunucuların ve ifade özgürlüğüne önem veren herkesin hak arayışını etkileyecektir. İktidarın, hukukun sınırlarını zorlayarak, adil yargılanma hakkını engelleyerek ve ifade özgürlüğünü kısıtlayarak, demokratik değerlere ve hukukun üstünlüğüne saldırması kabul edilemezdir. Bu tür uygulamaların önlenmesi, hepimizin sorumluluğundadır.”} attı: