Yedi dek bir hayat, bir hayatın hikayesi! Şükran Abla, sadece bir gazeteci değil, Cumhuriyet’in ruhunun, Türkiye Cumhuriyeti’nin son 60 yıllık tarihinin doğrudan tanığıydı. 1968’in özgürlük arayışıyla yoğrulmuş gençliğinin, 12 Mart’ın acılarına tanıklık etmiş bir kuşaktın sesiydi. Onun hikayesi, sadece bir meslek hayatının ötesinde, bir değer, bir bağlılık, bir direnişin ifadesiydi.
1923’te kurulan, devrimci ilkleriyle, bağımsızlığı simgesi olan Cumhuriyet gazetesine bağlı bir ömür Şükran Abla, 102 yıllık gazetenin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli figürlerinden biriydi. Nadir Nadi ve İlhan Selçuk gibi büyük isimlerin direncinin, gazetedeki bir ışık olduğunun şahitliydi. Onun, emperyalizmin karanlık etkilerine karşı duruşu, insan hakları savunuculuğu ile birleşince, topluma bilgi ve umut aşılaması için bir araç haline gelmişti. Çernobil felaketinden sonra, Cahit Aral’ın bilimsel çabalarıyla, Türkiye’nin çaylarının radyasyondan arınmışlığını dünyaya duyurması, onun insanlığa hizmet etme anlayışının bir örneğiydi.
Şükran Abla, sadece bir gazete çalışanı değil, aynı zamanda bir meslekçiydi. Türk basınında ilk iş-sendika servisini kurarak, emeğin hakkını savunmaya başlamıştı. Onlarca gazetecinin yetişmesine katkıda bulunmuş, deneyimlerini ve bilgelerini aktararak, yeni nesillerin gazetecilik mesleğine daha sağlam bir zeminde ilerlemesini sağlamıştı.