Şükran Soner’in anıları, tarihin tozlu sayfalarından yükselen bir ses gibi, adaletsizliğe tanıklık etmiş bir yaşamın dokunuşlarını taşır. Cumhuriyet gazetesinde görev yapmış, 1960’ların ve 70’lerin İstanbul’undaki öğrenci-işçi hareketlerini yakından takip etmiş, o dönemlerin karmaşıklığını ve zorluklarını kendi deneyimleriyle aktaran bir isim olarak, bize geçmişin perdeyi aralıyor. ‘Bizim 68’liler’ adlı eseri, sadece bir kitap değil, aynı zamanda o dönemin ruhunu ve insanlık sesini duyurmak için bir araçtır.
Bu anlatılar, 1964-66 dönemindeki öğrenci hayatının, ardından gelen 1966-80 döneminde gazetecilik mesleğini icra eden Şükran Soner’in İstanbul’daki gençlik olaylarına dair gözlemlerini içeriyor. O dönemde yaşanan siyasi ve toplumsal gerilimlerin, bireylerin hayatlarını nasıl etkilediğini, kendi deneyimleriyle aktarıyor. Kitap, sadece bir tanıklık değil, aynı zamanda o dönemlerin siyasi atmosferine dair önemli bir perspektif sunuyor.
Şükran ablanın anlatılarında, Madanoğlu davası gibi önemli bir anı yer alıyor. Bu olay, o dönemde yaşanan siyasi baskıların ve hukuksuzlukların bir örneği olarak öne çıkıyor. Evinde düzenlenen bir yemek yemeğine katılan Şükran Soner’in, bu yemekte tanıştığı ve daha sonra darbe örgütünde rol oynayan Mahir Kaynak ile olan ilişkisi, o dönemin karanlık sırlarını ve entrikalarını gözler önüne seriyor. Bu anekdot, sadece bir aile hikayesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin siyasi tarihine damgalanmış önemli bir olayın parçasıdır.
Anlatılarda, 12 Mart dönemindeki baskıların ve darbe sonrası yaşanan süreçlerin de etkisi hissediliyor. İlhan Selçuk’un işkenceye uğraması ve mektupları, o dönemin insanlık tablosunu ve hukuk devletinin zayıflamasını gözler önüne seriyor. Şükran Soner’in, bu zorlu süreçte yaşadığı deneyimler, direnişin ve umudun sembolü olarak öne çıkıyor. Bu anlatılar, sadece geçmişi anlamak için değil, aynı zamanda günümüzdeki benzer sorunlarla mücadele etmek için de bir yol haritası sunuyor.”}p>”