İstanbul’da dün gerçekleşen ifade sürecinde gazeteci Kemal Öztürk, uzun süren tartışmaların ardından adliyeden ayrıldı. Başsavcılığın Samandağ Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında aldığı önlem üzerine İstanbul’a süratle hareket eden Öztürk, soruşturmanın detaylarını ve iddialarını kamuoyuna ilk kez doğrudan aktardı. İfade sürecinde Öztürk, geçmişte yaptığı açıklamaların yanlış anlaşılmalarını gidermeye çalışırken, aynı zamanda gelecekteki stratejisini de netleştirdi.

Öztürk, ifadesinde, “Söz konusu televizyon programındaki konuşmamın, şiddeti teşvik eden bir içerik olmadığını, aksine Suriye’deki karmaşık durumu ve devletin aklı selimle yaklaşımını anlamaya çalıştığımı vurgulamak istiyorum. Özellikle Alevi ve Nusayri kardeşlerimizin hassasiyetine dikkat çekerek, herhangi bir zarar verme niyetim olmadığını belirtmek isterim. Katliam çağrısı yaptığım yönündeki iddialar ise kesinlikle doğru değildir” şeklinde konuştu. Ayrıca, sürecin yanlış yorumlanması nedeniyle ortaya çıkan travmatik etkileri de dile getirdi.

Önemli bir dönüm noktası olarak, Öztürk’ün ifade sonrası yaptığı açıklama, olayın ardındaki gerçek niyetlerin sorgulanmasına yol açtı. Öztürk, “Bu olayın, ‘Terörsüz Türkiye’ ve ‘Terörsüz Bölge’ süreçlerini hedef alan bir kampanya olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle, Güçlü Türkiye ve terörle mücadele vurgusunu daha da güçlendirmeyi ve bu süreçleri daha azimle savunmayı taahhüt ediyorum” diyerek yeni bir strateji belirledi. Bu hamle, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ve olayın arkasındaki gerçek motivasyonlar hakkında spekülasyonları artırdı.

Öztürk’ün ifade verme süreci, sadece hukuki bir prosedürün tamamlanmasıyla sınırlı kalmadı. Aynı zamanda, kamuoyunda oluşturulan algıyı değiştirmeye yönelik bir çaba olarak da değerlendirilebilir. İfade sürecinde sergilediği tavır, gelecekteki söylemlerinde daha dikkatli ve stratejik olacağını gösterirken, olayın ardındaki gerçek niyetlerin ve terörle mücadele vurgusunun önemini de yeniden gündeme getirdi.”} Keluacık: