Almanya'nın geleceği, yaklaşan eyalet seçimleri öncesinde tartışmalı AfD partisinin yükselişiyle yeniden şekilleniyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan bu hareket, ekonomistlerin uyarılarını bir kez daha haklı çıkarıyor: Ülkenin büyüme potansiyeli, işgücü piyasası ve uluslararası yatırım çekebilme kapasitesi ciddi şekilde tehlike altında. Eylülde Saksoniya-Anhalt, ardından Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern'de yapılacak eyalet seçimleri, Almanya'nın siyasi ve ekonomik geleceği açısından kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Son anketler, Sol Parti (Die Linke) ile AfD arasında güçlü bir rekabetin yaşanacağını gösteriyor. Başkent Berlin'de ise siyasi kutuplaşma artıyor, Başbakan Friedrich Merz liderliğindeki Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) koalisyonu üzerindeki baskı giderek artıyor. CDU'nun adayı Stefan Evers'in düşük tanınırlığı, seçmenlerin tercihleri üzerinde belirsizlik yaratırken, Sol Parti, Yeşiller ve SPD'den oluşan bir sol koalisyon ihtimali de siyaset sahnesinde öne çıkıyor. AfD'nin Berlin genelinde yüzde 17'lik oy oranı, partinin etkisini ve popülaritesini gözler önüne seriyor.
Ekonomi dünyasında ise AfD'nin politikaları hakkında yoğun eleştiriler yükseliyor. Alman basınında yer alan analizler, partinin iktidara gelmesi durumunda Almanya'yı bekleyen beş temel risk başlığını vurguluyor: Ekonomik refahın daralması, göç politikalarından kaynaklanan işgücü açıkları, Euro Bölgesi'nden ayrılmanın ihracata vereceği zarar, bütçe açıklarının artması ve yenilenebilir enerji karşıtı politikaların enerji bağımlılığını artırması. Bu senaryo, Alman ekonomisinde yaklaşık 450 milyar Euro'luk bir kayba yol açabilir ve şirketlerin yüzde 93'ünün hukukun üstünlüğünü en önemli yatırım kriteri olarak görmesi dikkate alındığında, demokratik kurumların zarar görmesi uluslararası yatırımlar üzerinde de olumsuz etkiler yaratabilir.
Uzmanlar, popülist hükümetlerin uyguladığı ekonomi politikalarının uzun vadede üretimi ortalama yüzde 10 daraltabileceği konusunda uyarıyor. Yaşlanan nüfus ve göçmen karşıtı politikaların birleşimi, işgücü piyasasında 7 milyon kişilik bir açığı tetikleyebilir. Saksoniya-Anhalt gibi eyaletlerde göçmenlerin üretim, inşaat, gastronomi ve lojistik sektörlerinde önemli bir paya sahip olması, bu açığın boyutunu daha da artırıyor. Her 5 doktordan birinin yabancı uyruklu olması, Almanya'nın eğitim ve bilim alanındaki rekabet gücünü de zedeleyebilir. Bu durum, Almanya'nın ekonomik geleceği için ciddi bir uyarı niteliğindedir.