Dünyanın nabzı hız kesmeden atarken, sahnenin arka planında ve dijital platformlarda yeni bir savaş biçimi beliriyor: ‘Kültürel Çatışma Savaşı’. Bu savaş, konvansiyonel silahların ve ekonomik baskıların ötesine geçerek, değerler, inançlar ve kimlikler üzerinden yapılan manipülasyonlarla şekilleniyor. Emperyalist güçlerin, dört bir yandan kuşattığı ülkemizin, müzik ve şov aracılığıyla gençliğimizin köklerinden koparılmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Sahnede erotik danslarla, reklam kampanyalarıyla ve dijital platformlarda yer alarak, gençlerimizi tarihten, ailelerinden ve değerlerinden uzaklaştırmaya yönelik tezgahlar görüyoruz. Bu durum, kültürel kimliğimizin sarsılmasının yanı sıra, milli dayanıklılığımızı da hedef alıyor.
Müzik sahnesinde, ‘Siyonist proje’ olarak tanımlanan grupların, gençlerin zihinlerini etkilemeye yönelik manipülasyonları gözler önüne seriliyor. Bir yıl içinde üç uluslararası şirketin reklam kampanyalarında yer alan, bebekleri, kartları ve hediyelik eşyalarıyla raflarda yer bulan bu gruplar, dijital platformlarda ön plana çıkarılarak, gençlerin tercihlerini etkilemeye çalışıyor. Sözde bir müzik yarışması ile seçilip ‘projelendirilen’ bu gruplar, aslında bir ‘karşı kültür mühendisliğinin’ göstergesi. Bu tür manipülasyonlara karşı, milli değerlerimizi koruma ve güç verme sorumluluğu hepimizin.
Askeri alanda ise, Türkiye Cumhuriyeti, milli teknolojiye yatırım yaparak, savunma kapasitesini güçlendiriyor. Altay tankı, Atak helikopteri, KAAN uçağı, İHA'lar, SİHA'lar, Tayfun balistik füze ve Çelik Kubbe gibi milli ürünler, hem yurt içinde hem de yurt dışında saygı uyandırıyor. Bu durum, emperyalist güçlerin ambargolarına ve baskılarına karşı koyma stratejimizin bir parçasıdır. Geçmişte uçak lastiği bulamadığımız ve Barış Harekatı'nın aşamalarını gerçekleştiremediğimiz dönemler, bugün teknolojimizle ve milli gücümüzle silinip gider. Artık ‘elimizi öpene’ biz silah satıyoruz, bu da milli dayanıklılığımızın en önemli göstergesidir.
Ancak, bu mücadele sadece askeri ve teknolojik alanda değil, aynı zamanda kültürel ve psikolojik alanda da devam ediyor. Kocaeli Üniversitesi’nde, yavrularını kaybeden ve ağzında taş taşıyan Şimşek isimli köpek, bu travmayı, yitirdiği yavrularını “görmeye” devam ederek, bizlere acı ve kayıp duygularını yaşatıyor. Bu durum, aynı zamanda insan ve hayvan arasındaki bağın karmaşıklığını ve duygusal dayanıklılığımızı da sorgulatıyor. Ayrıca, Antalya’da Azrail kostümü giyip hastanenin terasından hastaları korkutan şahısın yakalanması ve Gucci’nin “Kocam yemeği beğenmeyince tencereyi kafasına geçirdi” temalı kreasyonu gibi beklenmedik olaylar, günümüzün kaotik ve absürt atmosferini gözler önüne seriyor.