Küresel ekonomik dengelerdeki belirsizlikler, yatırımcı psikolojisini etkilemeye devam ederken, Orta Doğu’daki siyasi ortamda yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin finansal piyasalarındaki risk algısını yeniden şekillendirdi. Bölgede kalıcı bir çözüm arayışlarının güçlenmesi, yatırımcıların güvenini artırarak risk primlerinde olumlu bir revizyonla sonuçlandı.

ABD’nin İran ile diplomatik diyaloglarını yeniden başlatma çabaları ve bu doğrultuda bölgedeki gerilimin azalması beklentisi, yatırımcıların risk iştahını artırmasına neden oldu. Petrol piyasalarındaki kısa vadeli düşüşler, enflasyonla ilgili endişeleri hafiflettiği için piyasalara destek sağladı. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülke risk primlerinde bir hareketliliğe yol açtı.

Türkiye’nin finansal piyasalarındaki risk primi, bu genel iyimser havada önemli ölçüde geriledi. Orta Doğu’daki jeopolitik belirsizliklerin azalması beklentisi ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı likidite yönetimi stratejileri, yatırımcıların güvenini artırarak kredi risk primini 217 baz puana indirgeyerek 18 Şubat’tan beri 6,5 ayın en düşük seviyesine yerleştirdi. TCMB’nin bu önemli kararı, piyasadaki oynaklığı azaltma ve yatırımcı güvenini destekleme amacını taşıyor.

TCMB’nin, piyasalardaki likidite ihtiyacını karşılamak amacıyla 1 Mart 2026’da ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine yeniden başlaması, piyasalara önemli bir sinyal verdi. Bu uygulama, TCMB’nin likidite yönetimindeki operasyonel çerçevesinin yeniden kurulduğunu gösteriyor. Ayrıca, Türkiye’nin 2 yıllık tahvil faizinin 40 seviyesinin altına düşmesi, uzun vadeli tahvil piyasasında da bir rahatlama yarattı. Ekonomist Özlem Derici Şengül’e göre, tahvil faizlerindeki gerileme, CDS’teki düşüşün en belirleyici faktörü oldu. Ancak, enflasyon beklentilerindeki olumsuzluklar nedeniyle ülke risk priminin tüm bileşenleri ayrıştırıldığında önemli değişiklikler yaşanmadı.