Türkiye’nin son dönemde yakından takip ettiği olaylar, karanlık ve karmaşık ağların yüzeye çıkmasıyla yeniden gündeme geldi. Birkaç gündür, medya, dini cemaatlerin siyasi, ticari ve kripto para birimi alanlarındaki etkileşimlerini mercek altına alıyor. Her yeni operasyon, izleyicileri şaşırtmaya ve dehşete düşürmeye devam ediyor. Bu durum, mallar, mülkler, külçe altınlar, farklı para birimleri, silahlar ve şifreli iletişim kanalları gibi unsurların bir araya geldiği karmaşık bir yapının ortaya çıktığını gösteriyor.

Özellikle eski kamu görevlilerinin bu operasyonlarda yer alması, insanların aklına şu soruları getiriyor: Böyle bir yapı nasıl ortaya çıkar? “Bir lokma, bir hırka” denilen dini cemaatler, aslında sadece yiyecek ve giyecek dağıtmakla sınırlı kalmayıp, daha büyük bir projeye dönüşmüş mü? Minareyi çalan kılıfı hazırlamışlar, ama bazen bu kılıf da minareyi örtmeye yetmiyor. Bu durum, cemaatlerin sadece dini değil, aynı zamanda siyasi ve ekonomik gücü artırmaya çalıştıklarını gösteriyor.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, organize suç örgütleri olarak tanımladığı bu yapıları tespit etmeye çalışıyor. Ancak bu soruşturma, uluslararası istihbarat örgütlerinin ve hatta devletlerin bu operasyonlara dahil olduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikenin sadece bir cemaat meselesi olmadığını, daha geniş bir uluslararası komplonun parçası olabileceğini gösteriyor. Bu durum, FETÖ örneğinde olduğu gibi, devletin kurumlarına sızıp, halkın güvenini sarsan ve 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanan bir sürecin yeniden yaşanma riskini de beraberinde getiriyor.

Türkiye halkı, FETÖ’yü çok iyi tanıdı. FETÖ’nün nasıl eli kanlı bir örgüt olduğunu, nasıl gözü dönmüş bir canavara dönüştüğünü “o gece” bütün dehşetiyle yaşadı ve gördü. Şimdi de benzer yapılara karşı daha dikkatli olmalı ve bu tür oluşumları tespit etmeye çalışmalıdır. Bu bağlamda, TRT’de yayınlanan “Asırlık Gece” dizisi ve 15 Temmuz’daki direnişin farklı boyutları, önemli birer ders teşkil ediyor. MHP lideri Devlet Bahçeli ve Gazi Meclis’in o geceki rolü, demokrasi mücadelesinin en önemli unsurları arasında yer alıyor.

Tarihin yeniden yazıldığı destansı bir direniş öyküsü bu... O direnişin siyaset ayağında tarihe altın harflerle yazılacak çok sayıda isim var. İlk sırada Başkan Erdoğan, MHP lideri Devlet Bahçeli ve elbette Gazi Meclis geliyor. Gazi Meclis’e bombalar yağarken Adalet Bakanı Bekir Bozdağ adeta darbecilere meydan okuyordu: “Ne yaparsanız yapın, buradayız.Yapacağımız tek şey burada ölmektir.”

Bu mücadelede, Türk medyası da önemli bir rol oynadı. Özellikle Turkuvaz Medya Grubu, o gece darbeler karşısında önemli bir sınav verdi ve demokrasi mücadelesinin amiral gemisi oldu. A Haber, Sabah, A Şeklinde birçok medya kuruluşu, bu mücadelelerin sürdürülmesinde kritik rol oynadı. A Haber Genel Müdürü sevgili Abdulhalik Çimen’in “Bir Daha Asla” kitabında yer verdiği bilgiler, bu mücadeleyi daha iyi anlamamızı sağlıyor. Çimen, o geceye dair önemli tespitlerde bulunuyor ve medyada yaşanan rolü de dikkatli bir şekilde değerlendiriyor. Medya, bazen sadece birer tanık olmakla kalmayıp, aynı zamanda mücadeleye doğrudan katılması gereken bir güçtür.

Çimen, Türkiye’nin darbe ve vesayet rejimine karşı verdiği yarım asırlık mücadeleyi de anlatıyor. Bu mücadele, sadece meydanlarda toplanan vatan sevdalıları için değil, medya için de bir imtihan oldu. Birçok isme yayın daveti yapıldı, görüşler istendi, ekranlar açıldı. Ancak bazı isimler, o anlarda geri çekilerek mücadeleye yeterince katkı sağlayamadı. Bu durum, “sütte nağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali, dikkatli olmayı ve doğru kararlar vermeyi gerektiriyor. Tarih, insanlara uzun uzun düşünme fırsatı verirken, bazen önünüze iki kapı koyar ve birini seçmenizi ister. Bu nedenle, olaylara farklı açılardan bakmak ve sonuçları doğru bir şekilde değerlendirmek önemlidir.