20 Mayıs 1989, İstanbul... Şehrin yazlık havası, ağır ve nemliydi, insanları bunaltıyordu. Gecenin sessizliği, şehrin gölgeleriyle birleşerek yalnızlık hissini artırıyordu. Gaziosmanpaşa'nın Karadeniz Mahallesi'nde, yol kenarlarında yarım kalmış inşaatların yükseldiği bir bölgede, beklenmedik bir trajedi yaşanıyordu. Bir inşaatın içinde, kimsenin bilmediği bir şiddet, sessizliğin ortasında ortaya çıktı.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, bir ihbar sirenleri yırtarak geldi. Olay yerine sevk edilen polis ekipleri, inşaatın iç kısmında hareketsiz yatan bir kadın cesediyle karşılaştı. Ekipler, ilk müdahalede kendilerini koruma altına aldı ve durumu hemen yetkililere bildirdi. Kısa süre içinde İstanbul Cinayet Masası'ndan ekipler olay yerine intikal etti, Olay Yeri İnceleme uzmanları da bölgeye akın etti. Ancak, olay yerinde tanık yoktu, bir de delil bulunamıyordu. Sadece cesedin üzerinde kalan, kaderiyle baş başa kalan genç kadının vücudunda, soruşturmanın yolunu aydınlatacak bir ipucu vardı: parmak izleri.
O dönem Cinayet Masası olarak bilinen birimin yetkililerinden genç tahkikatçı Adnan İlhan, olay yerindeki incelemelere dahil oldu. Ekiplerin yoğun çabalarıyla elde edilen tek ipucu, kadının kimliğini tespit etme umudunu canlı tutuyordu. Parçalanmış bir bulmaca gibi, kadının kimliği, İstanbul'un farklı bölgelerinde, hatta Erzurum'a uzanan bir takip sonucu çözüldü. Dedektifler, kadının adı Hatice olduğunu, para karşılığı ilişki yaşadığı bir kadın olduğunu ve geçmişinin karmaşık olduğunu ortaya çıkardı. O dönem bu tür ilişkiler için kullanılan bir terim olan “tele kız” kavramı, soruşturmanın akışını şekillendirdi.
Soruşturma, Hatice'nin Küçükçekmece'de yaşadığını ve eşinden boşandıktan sonra bu işlere başvurduğunu ortaya çıkardı. Polis, Hatice'nin ilişkilerini ve para trafiğini mercek altına aldı. Çalışmalar, kadının son görüştüğü kişiler ve bağlantıları hakkında önemli bilgiler sağlayarak soruşturmanın derinleşmesine zemin hazırladı. Ekipler, o dönemde ‘Ali’ isimli bir kişinin varlığını tespit etti ve bu kişinin, kadının bağlantılı olduğunu, ancak soyadını bilmediklerini açıkladı. Bu durum, soruşturmayı daha da karmaşık hale getiriyordu. Dedektifler, ‘Ali’nin kim olduğunu ve soyadını tespit edebilmek için bölgede kapsamlı bir sokak çalışması başlattı. Bu çabalar sonucunda, ‘Ali’nin’ gerçek adının Mehmet olduğunu ve soyadının da belirlendiğini öğrendiler. İkinci bir isim olan ‘Mehmet’in kimliği de kısa sürede ortaya çıkarıldı. Bu iki ismin bir araya gelmesiyle, cinayetin perde arkası yavaş yavaş açılmaya başladı.”}p>