Türkiye siyaset sahnesine 2001 yılında adını duyuran AK Parti, 25 yıllık bir dönem boyunca ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik yapısında önemli değişikliklere öncülük etti. Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki bu parti, 1946’dan beri süregelen çok partili dönemin devamlılığını sağlarken, Türk siyasetine yeni bir soluk getirdi. Partinin kuruluş hikayesi, ‘Erdemliler Hareketi’nin bir ürünü olarak, hizmete odaklı bir anlayışla başladı ve kısa sürede ülke genelinde geniş bir destek topladı.
2001’de düzenlenen genel seçimlerde elde ettiği başarıyla Türkiye’nin siyasi arenasına giren AK Parti, ilk yıllarında ‘Tek başına, iş başına’ sloganıyla, uzun yıllardır bekletilen reformları hayata geçirmeye başladı. Bu stratejik hamle, partiye 3 Kasım 2002’de yüzde 34,28 oy oranıyla birinci parti olarak gelme fırsatı sağladı ve Abdullah Gül’ün başbakanlık koltuğuna oturmasını sağladı. Bu dönemde kurulmuş olan 58. Cumhuriyet Hükümeti, Türkiye’nin modernleşme sürecine önemli katkılar sağladı.
Ancak, AK Parti’nin siyasi yolculuğu, 2003 yılında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. maddesinde yapılan değişiklikle kaldırılan siyasi yasağıyla birlikte yeni bir boyut kazandı. Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından hazırlanan ve Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın da yer aldığı 71 kişi hakkında açılan kapatma iddianamesi, Anayasa Mahkemesi’ne sunuldu. Mahkeme, iddianameyi kabul ederek partinin kapatılmasını talep etti, ancak nitelikli çoğunluk sağlanamadığı için dava reddedildi. Bu olay, ‘Google iddianamesi’ olarak tarihe geçti.
25 yıllık süreçte AK Parti, Türkiye’de birçok seçimde birinci parti olarak yer aldı, yerel yönetimlerde büyük başarılar elde etti ve ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasına önemli katkılar sağladı. Partinin bu başarıları, 2007 genel seçimlerinde yüzde 46,58’lik oy oranıyla pekiştirildi ve 2009 yerel seçimlerinde de en yüksek oy oranını aldı. AK Parti’nin siyasi başarısı, Türkiye’nin siyasi geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.