Kahramanmaraş’ta, Deniz Esin Bozoklar isimli 5 yaşındaki minik kız çocuğunun, kuvözde bulunduğu sırada meydana gelen ve kalıcı engelliliğe yol açtığı iddia edilen olay, yasal süreçte önemli bir dönüm noktası yaşıyor. DHA’nın haberine göre, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan kapsamlı rapor, olayın ardındaki karmaşık tabloyu aydınlatmaya çalışıyor. Raporda, bebeğin zihinsel ve fiziksel engelliliğinin, şüpheli hemşirenin eylemiyle doğrudan bağlantılı olduğu kesin olarak belirlenemediği vurgulanmaktadır.
Olayın başlangıç noktası, 990 gram ağırlığında dünyaya gelen Deniz Esin’in yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kuvöze alınmasıyla başlamıştı. 26 Mayıs 2021’de yaşanan ve hemşire Hazel Dırık Bağrıyanık’ın bebeğe uyguladığı şiddetin ardından, kızın sağlığı giderek kötüleşmiş, doktorlar tarafından bedensel ve zihinsel engelliliğinin teşhis edilmesiyle birlikte dava açılmıştı. Anne Sema Bozoklar, kızının 5 gün boyunca bacaklarında kırıklar ve geceleri geçirdiği havaleler nedeniyle yaşadığı acıları ve epilepsi ilacına başlanmasını şiddetle dile getirerek, olayın sorumlusunun hemşire olduğunu iddia ediyordu.
Dava süreci boyunca ortaya çıkan deliller, hemşire Bağrıyanık’ın bebeğe karşı şiddet uyguladığını gösteriyordu. 21 Ocak’ta ortaya çıkan güvenlik kamerası görüntüleri, hemşirenin bebeğe uyguladığı şiddeti açıkça ortaya koymuş, 23 Ocak’ta yapılan 7’nci duruşmaya katılmayan hemşire Bağrıyanık hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkmıştı. Bu durum, aile ve hukuk dünyasında büyük bir yankı uyandırmıştı. Adli Tıp Kurumu’nun raporu, bu sürecin daha da karmaşık hale gelmesine neden oldu.
62 sayfalık Adli Tıp Kurumu raporu, bebeğin engelliliğinin nedenleri üzerinde detaylı bir inceleme yapmaktadır. Rapor, bebeğin kendinde mevcut olan psikomotor gelişim geriliğinin, epilepsi ve serebral palsi gibi rahatsızlıkların, iyileşme potansiyeli bulunmayan kronik hastalıklar olarak değerlendirildiğini belirtiyor. Ancak, raporun en çarpıcı bölümü, dava konusu olayla illiyet bağının kurulanamaması konusundaki kesin ifadeleridir. Rapor, bebeğin bacağındaki yürüme bozukluğu, kas gerginliği ve ayak valgus gibi durumların, bebeğin kendisinde zaten mevcut olan hastalıklar sonucu ortaya çıktığını, hemşirenin eyleminin bu durumları tetiklemediğini savunmaktadır. Rapor, bebeğin 29 Nisan 2026 tarihinde yapılan ortopedi muayenesinde tespit edilen femur diafiz kırığına bağlı sekel lezyonunun da, olayın illiyet bağına katkıda bulunmadığını vurgulamaktadır. Sonuç olarak, Adli Tıp Kurumu raporu, bebeğin engelliliğinin şüpheli hemşirenin eylemiyle bağlantılı olup olmadığı sorusuna net bir cevap vermekte, yasal süreçte önemli bir belirsizliğe neden olmaktadır.