Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın temel prensiplerini ve potansiyel etkilerini görüşürken, ‘Bu stratejik girişim, bölgesel dengeyi koruma ve güvenliği artırma hedefiyle şekillenmiş, sadece belirli ülkelerle sınırlı kalmayan kapsamlı bir yaklaşımdır.’ şeklinde konuştu. Anlaşmanın, küresel güvenlik ortamındaki karmaşıklıkları ve artan gerilimleri göz önünde bulundurularak, bir araya geldiği ülkelerin ortak çıkarlarını koruma ve bölgesel istikrarı destekleme amacını taşıdığını vurguladı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın katılımıyla oluşturulan bu yapının, jeopolitik açıdan hassas bir coğrafyada, ortak güvenlik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik önemli bir adım olduğunu belirten Yılmaz, “Anlaşmanın amacı, bölgesel çatışma potansiyelini azaltarak, ortak bir güvenlik mekanizması oluşturmaktır. Bu, özellikle artan jeopolitik gerilimlerin ve güvenlik tehditlerinin hakim olduğu bir dönemde, bölgesel istikrarı sağlamak için kritik bir rol oynayacaktır.” dedi. Anlaşmanın, güvenlik ve ekonomik işbirliğini bir arada hedeflediğini ve bu sayede, üç ülkenin ortak gelişimine katkıda bulunacağını ifade etti.

Yılmaz, anlaşmanın NATO gibi uluslararası ittifaklara alternatif bir yapı olmadığını, aksine, bölgesel istikrarı desteklemek ve ortak güvenlik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulduğunu özellikle vurguladı. “Bu anlaşma, herhangi bir ülkeye veya ittifaka karşı bir tehdit oluşturmamaktadır. Tam tersine, ortak bir caydırıcılık mekanizması olarak, bölgesel güvenliği artırmaya yönelik bir girişimdir. İşbirliği, savunma sanayiinden eğitimlere kadar geniş bir yelpazede yer alacak ve üç ülkenin ortak güvenlik çıkarlarını koruyacaktır.” şeklinde konuştu. Ayrıca, anlaşmanın diğer ülkelerin de katılımını açık tuttuğunu ve bölgesel istikrarın sağlanması açısından önemli bir potansiyele sahip olduğunu ekledi.

Anlaşmanın, bölgesel barış ve istikrarı güçlendirme, küresel barışa katkı sağlama ve ekonomik işbirliğini geliştirme gibi çok yönlü hedefleri olduğunu savunan Yılmaz, “Bu girişim, sadece üç ülkenin güvenliğini değil, aynı zamanda İslam dünyasının ve insanlığın güvenliğini de ilgilendiren bir önem taşımaktadır. Güvenliğin sınırda başlamadığı gerçeği göz önüne alındığında, bu anlaşma, bölgesel ve küresel güvenlik sorunlarına çözüm bulma potansiyeline sahiptir.” dedi. İşbirliğinin, ‘İslami NATO’ veya ‘Sünni İttifakı’ gibi tanımlamalara dayanmaması gerektiğini ve anlaşmanın, ortak güvenlik hedeflerine ulaşmak için oluşturulmuş, bölgesel istikrarı destekleyen bir mekanizma olduğunu vurguladı.