İstanbul’ın altyapı ihtiyaçları göz ardı edilirken, büyük şehir projeleri her zamanki gibi tartışmalı bir sürece girdi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın hazırladığı, 5 kilometre uzunluğundaki bir raylı sistem hattı projesi, 21.5 milyar lira gibi astronomik bir maliyetle ihale edildi. Ancak bu ihalenin sonuçları, uzun yıllardır devam eden bir soruna işaret ediyor: İktidarın yakın çevresindeki şirketlerin, projelerin onay süreçlerinde üstünlük elde etmesi.
Yavuztürk-Kazımkarabekir-Topağacı-Ümraniye Spor Köyü Raylı Sistem Hattı, ÇED sürecinin tamamlanmasının ardından 30 milyar 51 milyon lira bedelle Çelikler Taahhüt İnşaat-Fernas İnşaat-Güryapı Restorasyon İş Ortaklığı’na verildi. Bu ortaklık yapısı, projede yer alan isimlerin dikkat çekici bağlantılarıyla daha da önem kazandı. Fernas İnşaat, AKP Batman Milletvekili Ferhat Nasıroğlu’na ait, Güryapı Restorasyon ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın lise arkadaşı Hasan Gürsoy tarafından kurulmuş. Çelikler Holding ise iktidara yakınlığıyla bilinen bir isimlerin kontrolü altında. Bu şirketlerin, kamudeki yüksek tutarlı ihalelerden sıklıkla yararlanması, projelerin gecikmelerine ve onay süreçlerinin uzamasına yol açıyor.
Bu durum, sadece bu hattın değil, aynı zamanda diğer projeler için de benzer bir tabloyu ortaya koyuyor. Sefaköy-Beylikdüzü-TÜYAP Metro Hattı, Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na 9 başvuru olmasına rağmen reddedilmiş ve İBB’nin 10. başvurusu bekleniyor. Yenidoğan-Söğütlüçeşme Metro Hattı, 6 kez yatırım programına girmiş ancak dış finansmana erişilememiş. Eyüpsultan-Bayrampaşa Tramvay Hattı ise teknik onay almış olmasına rağmen, 6 kez yatırım programına dahil edilmemiş. Üsküdar-Kadıköy-Maltepe Tramvay Hattı ise son olarak 2024’te onaylanmış olsa bile, 8 milyar lira maliyetli projeye 4 başvuruya karşın yatırım programına alınmamış.
Bu durum, İstanbul’un altyapı ihtiyaçlarının karşılanmasında ciddi bir engel teşkil ediyor. Şehirler gelişirken, vatandaşların beklentileri artıyor, ancak bu beklentilerin karşılanması, şeffaf ve adil bir süreçle mümkün olmalı. İktidarın ihaleleri kontrol altında tutması, projelerin gecikmesine ve maliyetlerin artmasına neden oluyor. Bu nedenle, İstanbul’un geleceği için daha adil ve şeffaf bir yaklaşım gerekiyor.