Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) staj programına katılan genç kız öğrencilere karşı gerçekleştirilen cinsel taciz ve istismar iddialarıyla sonuçlanan yargılama, dün gece yapılan gerekçeli karar doğrultusunda tamamlandı. Meclis içinde, geleceğin meslektaşlarının güvenliğinin sağlanması konusunda önemli bir dönüm noktası olan bu olay, adalet arayışının önemini bir kez daha gözler önüne serdi.

DHA’nın geçtiğimiz günlerde duyurduğu olayda, 2024-2025 eğitim öğretim döneminde Meclis’te staj yapan D. isimli öğrenci, Meclis lokantasında görevli Halil İ.G.'nin kendisine yönelik rahatsız edici davranışlarla karşılaştığını bildirmişti. Bu şikayet üzerine başlatılan soruşturma, 18 yaşından küçük 4 mağdurenin yaşadığı travmatik olayları gün yüzüne çıkarmış ve TBMM’nin güvenlik önlemlerine yönelik ciddi eleştiriler üretmesine neden olmuştu. Sanıklardan Halil İ.G., Durmuş U., İbrahim B., Ramazan Ç. ve Recep S. hakkında açılan davada, ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘Çocuğa karşı cinsel taciz’ suçlamasıyla yargılanmıştı.

Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda, sanıklardan Durmuş U.’ya 7 yıl 4 ay 3 gün, Recep S.’ye 6 yıl 3 ay, Halil İ.G.’ye 2 yıl 4 ay 3 gün ve İbrahim B.’ye 2 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Sanık Ramazan Ç., mağdurun iddialarla ilgisi bulunmadığı gerekçesiyle beraat etti. Mahkeme heyeti, cinsel istismar suçunun oluşabilmesi için failin cinsel arzularının fiilen tatmin edilmesinin gerekli olmadığını, ancak şehevi hareketlerin yeterli olduğunu vurgulayarak kararını gerekçelendirmişti.

Mahkeme gerekçesini açıklarken, mağdurun davranışlarının hayatın olağan akışına uygun ve kendi namusunu koruma çabası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş, sanıkların TBMM’nin işlevselliği ve güvenliği içinde, stajyer öğrencilere yönelik kolaylıktan faydalanarak, eğitici sorumluluklarını görmezden gelmeleri nedeniyle ceza tayin etme yetkisi olduğuna işaret etmişti. Sanıkların, konum avantajlarını kullanarak öğrencilerin güvenliğini tehlikeye atmaları, adeta bir görev hatası olarak kabul edilmiş, bu durumun ceza tayininde artırım nedeni olarak değerlendirilmesine yol açmıştı. Bu karar, TBMM'nin hassas bir dönemde, güvenlik ve etik ilkelerin önemini bir kez daha hatırlatan önemli bir ilham kaynağı olabilir.