Başkan Erdoğan, günümüz iletişim manzarasının acil bir tehlikeye işaret ettiğini vurguladı: Algoritma faşizmi. Kitlelerin, algoritmaların manipülasyonuna maruz kalarak hakikatten uzaklaşması, toplumsal bir çöküntüye yol açabilir. Bu bağlamda, devletin güvenilir bilgiye erişimi sağlamak ve kamuoyunu yanlış yönlendirmelerden korumak öncelikli bir görevdir.
Son yıllarda yaşanan Kovid-19 salgını, orman yangınları ve 6 Şubat depremleri gibi acı olaylar, devletin karşı karşıya kaldığı sinsi operasyonların boyutunu daha da net bir şekilde ortaya koymuştur. Bu süreçte, içeriden ve dışarıdan gelen iletişim saldırıları, dezenformasyon kampanyaları ve algı oyunlarıyla toplumun birliği ve dayanışması hedef alınmıştır. Milletimizin iyi niyeti istismar edilerek, resmi kurumlar itibarsızlaştırılmış, halkın paniğe sürüklenmesi amaçlanmış ve siyasi iradeye zarar verilmeye çalışılmıştır. Bu tür sinsi operasyonlar, devletin güvenilirliğini zedelemeyi ve toplumsal kutuplaşmayı amaçlayan karanlık güçlerin işidir.
Devlet, afetzedelere yardım etme görevinin yanı sıra, bu çevrelerin yaydığı dezenformasyonla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. 6 Şubat depremlerinde yaşananlar, devletin ve milletin direnişini, dayanışmasını ve vatan sevgisini tüm dünyaya göstermiştir. Bu süreçte, kimlerin kimlerle işbirliği yaptığı, hangi çarpık ilişkiler kurulduğu ve depremi siyasi fırsatçılık yapmak isteyenlerin hesapları yargı tarafından sorgulanmıştır. Ucu nereye varırsa, devlet, adaleti sağlamak ve hukukun üstünlüğünü korumak için gerekli tüm adımları atmaya kararlıdır. Bu, sadece bir hukuki süreç değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.
Dezenformasyon, ülkemiz ve demokrasimiz için bir milli güvenlik meselesi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, dezenformasyonla mücadele stratejileri, sadece hukuki düzenlemelerle sınırlı kalmamalı, aynı zamanda dijital egemenlik ve toplumsal farkındalık projeleriyle desteklenmelidir. Dijital egemenlik, bilgi teknolojilerinin kontrolünü ve yönetimini devletin elinde tutmak anlamına gelir. Bu sayede, devlet, yanlış bilgilendirmelerin yayılmasını engelleyebilir ve kamuoyunu doğru bilgilere ulaştırabilir. Ayrıca, bu süreçte, medya okuryazarlığı eğitimleri ve sivil toplum örgütleriyle işbirliği de büyük önem taşımaktadır. Ucu nereye varırsa varsın, devlet, Türkiye’nin geleceğini korumak için kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edecektir.