Sağlık Bakanlığı’nın, 2026-2035 dönemine odaklanan ve ‘Aile ve Nüfus Yılı’ olarak adlandırılan yeni politikası, doğum uygulamalarına yönelik keskin bir dönüm noktası oluşturuyor. Bu stratejinin merkezinde, özellikle sezaryen doğum oranlarını azaltma hedefi yer alıyor. Ancak, uygulanan yöntem, hekimler üzerinde doğrudan bir baskı oluşturarak, mesleki özgürlükleri kısıtlayıcı ve potansiyel olarak riskli sonuçlar doğuruyor.

Bu iddialar, 35 yıllık deneyime sahip 6 kadın doğum uzmanı hakkında ‘ilk doğumda sezaryen oranının yüksekliği’ gerekçesiyle ‘zorunlu mesleki eğitim’ kararı alıp, mesleki faaliyetlerinden men edilmelerine yol açtı. Bu durum, uzman hekimlerin kariyerlerini hedef alarak, sağlık sistemindeki güvenilirliği zedeleyen bir adım olarak değerlendiriliyor. 100’den fazla hekime yönelik benzer bir inceleme sürecinin başlatılması, sistemde daha geniş kapsamlı bir sorun tespiti ve düzeltme ihtiyacını da işaret ediyor.

Uzmanlar ve meslek örgütleri, bu türden cezai müdahalelerin hekimleri demoralize edeceğini ve anne-bebek sağlığı için risk oluşturabileceğini vurguluyor. Türk Tabipleri Birliği’nden Dr. Ayşe Gültekingil, bu uygulamanın, doğumun karmaşıklığına ve hastanın bireysel tercihine saygı göstermediğini belirtiyor. ‘Bakanlığın önceliğinin, güvenli doğum koşullarını sağlamak olması gerektiği’ ifadesiyle, sağlıklı ve bilinçli doğum süreçlerinin desteklenmesi gerektiği vurgulanıyor. Tabip odaları ise, bu türden uygulamaların, gelecekte yeterli sayıda hekim bulamayacağımız bir senaryoya yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

Bu durum, doğum yönteminin siyasi çıkarların arasına girmemesinin ve bilimsel verilerle desteklenmesi gerektiği yönünde güçlü bir mesaj içeriyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, ‘Benim bedenim, benim kararım yalnızca bir slogan değil, kadınların temel hakkıdır’ diyerek, doğum seçimlerinin tamamen bireysel ve hak temelli olması gerektiğini savunuyor. Güllü, aile politikalarının kadınların ekonomik ve sosyal haklarını destekleyecek şekilde tasarlanması gerektiğini, kadınların kendi bedenleriyle ve gelecekleriyle ilgili kararlarını özgürce verebilmelerinin sağlanması gerektiğini vurguluyor.