İstanbul’un kalbinde yer alan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerif, yüzyıllar boyunca farklı kimliklere evrilmiş, sonra yeniden asliyetine geri dönmüş bir yapıdır. 916 yıl boyunca kilise olarak hizmet vermiş, 1453’te Fatih Sultan Mehmet Han’ın vakfıyla camiye kavuşmuş, 86 yıl sonra ise müze olarak kullanılmıştır. Bu dönüşüm, sadece mimari bir değişiklik değil, aynı zamanda inancın ve kültürel mirasin yeniden canlanması anlamına geliyordu.

86 yılın ardından, Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği’nin açtığı hukuki süreç sonuçlanarak Danıştay 10. Dairesi’nin oybirliğiyle 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptal edilmesiyle Ayasofya’nın yeniden ibadete geçişinin önü açılmıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imza atmasıyla birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredilen cami, 24 Temmuz 2020’de ilk cuma namazıyla yeniden halkın hizmetine sunulmuştur. Bu, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda Türkiye’nin ve İslam dünyasının ortak mirasının yeniden kutlanmasıydı.

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasından sonra, ziyaretçi akını başlamış ve kısa sürede 30 milyondan fazla kişiyi ağırlamıştır. Ziyaretçiler, hem dini atmosferi deneyimlemek hem de dünyanın en önemli tarihi ve sanatsal yapılarından birine tanıklık etmek için gelmektedir. Cami görevlileri ve Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki rehberler, ziyaretçilere hem dini bilgiler sunmakta hem de Ayasofya’nın zengin tarihini aktarmaktadır. Cami içerisinde, hadis, Buhari ve irfan dersleri düzenlenmekte, hatimler okunmakta ve cuma günleri özel mukabeleler yapılmaktadır.

Cevlek, Ayasofya’nın sadece bir ibadet merkezi olmadığını, aynı zamanda ziyaretçilere farklı kültürlerden ve inançlardan bir köprü görevi gördüğünü vurgularken, özellikle Uzak Doğu ve Orta Asya ülkelerinden gelen ziyaretçi sayısında önemli bir artış yaşandığını belirtmektedir. Restorasyon çalışmaları, ziyaretçi güvenliği gözetilerek yürütülmekte ve camiye kontrollü bir şekilde giriş yapılmaktadır. Yaklaşık 120 personel tarafından hizmet verilen cami, hem dini hem de turistik bir merkez olarak, İstanbul’un en önemli simgelerinden biri olmaya devam ediyor.