Türkiye'de boşanma davalarında alışılmadık ve beklenmedik gerekçelerin ortaya çıkması, son zamanlarda dikkatleri çekmeye devam ediyor. Bursa'da yaşanan bu olay, uykunun insan hayatını nasıl etkileyebileceğinin çarpıcı bir örneğini sunuyor. Aile mahkemesine başvuran çiftler arasındaki anlaşmazlık, sadece tartışmalı davranışlar ve hakaretlerle sınırlı kalmayarak, davalarda beklenmedik delillerin rol oynayabileceğini gösterdi. Bu durum, hukuki süreçlerdeki ihtiyatlılık ilkesini bir kez daha gündeme getiriyor.
Davacı-davalı erkek, eşinin sürekli tartışma ve huzursuzluk çıkardığını, onaylamadığı kişilerle görüştüğünü, ailesine karşı ağır hakaret ve küfürler ettiğini, cinsel yönden soğuk davrandığını, son 10 yıldır yatakları tamamen ayırdığını, ayrı odalarda kaldıklarını öne sürdü. Ancak, mahkeme, bu iddiaların yanı sıra davalının eşine uyurken sergilediği alışılmadık davranışlara da dikkat çekti. Özellikle, davalının eşinin gece boyunca horlaması ve uykusunda dişlerini gıcırdatması, davalının eşinin rahatsız olmasına ve bu nedenle ayrı odada uyumaya başlamasına neden olmuştu. Bu durum, mahkemenin kararına önemli bir dayanak oluşturmuştu.
Karı koca ilişkilerinin tamamen sona erdiği iddiasıyla mahkemeye başvuran kadın ise davacının hakaret edip şiddet uyguladığını, tehdit ettiğini, geçimsizliğin sebebinin davacının kendisi olduğunu, geceleri horlayıp uykusunda dişlerini gıcırdattığını, bu yüzden sadece geceleri ayrı odada yattığını dile getirdi. Karı-koca ilişkisinin kalmadığı iddiasının doğru olmadığına vurgu yaparak, artarak devam eden fiziksel ve psikolojik şiddetin üstesinden gelemeyince ortak konutu terk etmek zorunda kaldığını, davacının psikolojik sorunları olup tedavi ve psikolojik destek almayı şiddetle reddettiğini iddia etti. Bu ifade, mahkemenin kararında önemli bir rol oynamıştı.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin oy birliğiyle aldığı karar, tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik şartlarına göre kadın yararına takdir edilen yoksulluk nafakasının az olduğuna vurgu yapıyordu. Mahkemece 4721 sayılı Kanun'un 4'üncü maddesindeki hakkaniyet ilkesi de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerektiği hatırlatılıyordu. Tazminat miktarının az olmasından dolayı karar bozuldu. Bu karar, boşanma davalarında, kişisel davranışların bile hukuki sonuçlara yol açabileceğini gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçti.