ABD Başkanı Donald Trump'ın Suudi Arabistan'a yönelik attığı bu adım, küresel jeopolitik arenada önemli bir değişim yaratma potansiyeli taşıyor. 22 Temmuz'da imzalanan 123 Anlaşması, Riyad'a sivil nükleer program için kırmızı bir kapı açarken, aynı zamanda Washington'un bölgesel stratejilerindeki kaymayı da işaret ediyor. Bu anlaşma, sadece enerji projeleriyle sınırlı kalmayıp, 30 yıllık bir çerçevede Amerikan şirketlerinin önceliğini ve milyarlarca dolarlık ihalelerin Washington'a akışını garanti ediyor. Ortak inceleme sürecinde uranyum zenginleştirme tesislerinin kurulması bile ihtimal dahilinde, bu da teknolojinin askeri alana kayması riskini göz ardı etmiyor.

Tarihin acı dersleri, bu potansiyelin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceğini açıkça gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ABD'nin Şah dönemindeki İran'a nükleer reaktör ve yüksek zenginleştirilmiş uranyum yardımı, o altyapının günümüzde İran'ın nükleer programının temelini oluşturması gibi bir örnek teşkil ediyor. Sivil diye başlayan bu projelerin, yıllar sonra bambaşka bir boyuta evrilmesi, Trump'ın hareketlerini anlamak için kritik bir bakış açısı sunuyor. Bu durum, Netanyahu'nun bölgedeki ağırlığını dengeleme ve frenleme çabasını da şekillendiriyor.

Ancak bu dengeleme sadece Suudilerle sınırlı kalmıyor. Türkiye'nin bölgesel ağırlığı, bu stratejinin önemli bir parçası haline geliyor. Ankara, hem Netanyahu'yu hem de Suudileri iki yandan sıkıştırarak Washington'un stratejik hesaplarını etkilemeye çalışıyor. İran için ise durum daha karmaşık; Tahran, kendi nükleer geriliminde boğulurken, rakibinin kapısının aralanması karşısında derin bir endişe yaşıyor. Sünni-Şii çatışmasının zirveye ulaştığı bu ortamda, Trump'ın bu hamlesi, bölgedeki güç dengesini Washington lehine kaydırma potansiyeli taşıyor. Çin'in, İran ve Suudi Arabistan arasında arabuluculuk rolü de Trump'ın bu stratejisiyle sorgulanmaya başlanıyor.

Trump'ın bu hamlesi, Orta Doğu'daki ittifakların yeniden yapılanmasında önemli bir rol oynuyor. Riyad'ın nükleer teknolojiyi edinmesi, bölgedeki güç dinamiklerini kökten değiştirebilirken, Washington'un bu durumu etkin bir şekilde kullanması, Netanyahu'yu sınırlamak, İran'ı köşeye sıkıştırmak ve Çin'in arabuluculuk çabalarını törpülemek gibi hedeflere ulaşılmasına olanak tanıyabilir. Bu durum, Türkiye'ye de önemli bir denge unsuru sağlayarak, Washington'un stratejik hesaplarını yeniden şekillendirme imkanı sunuyor. Bu karmaşık denklemde, Trump'ın bölgedeki kartları kendi kurallarına göre yeniden düzenleme çabaları, Orta Doğu'da yeni bir güç oyununun başlamasına işaret ediyor.”}পোমেন্ট{