15 Şubat 2011, Bursa'nın genç ve hevesli öğrencileri için bir başlangıç günüydü. Felsefe Bölümü'nden yeni mezun olan 19 yaşındaki Sema Karakoca, arkadaşlarıyla doğum günü kutlamasına katılarak hayatının en güzel anılarından birine imza atmak istiyordu. İdealist ruhu ve geleceğe dair umutları, onun için o gün yeni bir sayfa açmanın vesilesiydi. Ancak kader, bu kutlu günü karanlığa gömmeye karar vermişti.
Sema, Görükle Mahallesi’ndeki özel öğrenci yurdundan saat 11:30’da ayrıldı. Kamera kayıtları, onu son kez görüntüleyen anı ölümsüzleştirmişti. O an, onun hayatının en normal, en sıradan anlarından biriydi. Fakat bu an, aslında onun son anlarından biri olacaktı. Yurt yönetimi, saat 21:00’de Sema’nın yurda dönmemesi üzerine harekete geçti ve polise haber verdi. Ailesi de haberdar edildi. Olay, kısa sürede Türkiye’nin gündemine oturdu. Sema’nın ortadan kayboluşu, sadece ailesi için değil, tüm ülkenin kalbine bir sızılma olarak yerleşmişti.
İlk arama çalışmaları, yoğun bir tempoyla başlatıldı. Polis ve jandarma ekipleri, Sema’yı bulmak için tüm imkanlarını seferber etti. Ancak soruşturmanın derinleştikçe ortaya çıkan sorular, her şeyi daha da karmaşık hale getiriyordu. Sema’nın yurttan ayrıldıktan sonra nereye gitti? Neden iletişimini kesmişti? Ve en acı soru: Ölümle burun buruna gelmişse, cinayeti kim işledi? Bu sorular, çözüme ermeyen bir girdabın içine saplanmıştı.
13 gün süren sessizliğin ardından, 1 Mart 2011’de Nilüfer ilçesine bağlı Badırga Köyü yakınlarındaki bir dere yatağında çığır açan bir haber, soruşturmanın seyrini tamamen değiştirdi. Kimliği belirsiz bir kadının cansız bedeni, jandarma ekipleri tarafından bulundu. Ancak bu manzara, Türkiye’nin en travmatik faili meçhul vakalarından birini daha eklemişti. Sema Karakoca’nın iki bacağı kesilmiş, vücudunda çeşitli darp izleri bulunan cesedi, yıllardır aranan sır perdesini yırtmıştı. O gün, Uludağ’ın gölgesinde, genç bir hayatın trajik sonu, adeta bir kabus gibiydi.”}p>”p>”p>”p>”