Türkiye’nin siyasi manzarasında, uzun yıllardır gözlemlenen bir eğilim, son zamanlarda Haluk Levent ve ‘Ahbap’ aracılığıyla yeni bir boyut kazanmış durumda. Bu durum, sadece bireysel bir dolandırıcılık vakasıyla sınırlı kalmayıp, toplumsal bir uyku halinin, siyasi bir ahlaksızlığa dönüşmesinin çarpıcı bir örneğini oluşturuyor. Bu süreçte, ‘kaybedenler kulübü’nin’ yarattığı bir zemin, en beklenmedik isimlerin, hatta dolandırıcılıkla özdeşleştirilen bir figürün, ‘güven veren adam’ olarak konumlandırılmasına zemin hazırladı.

Bu karmaşık tablo, uzun süredir Türkiye’nin siyasi atmosferini şekillendiren bir yapı ile iç içe geçmiş durumda. Ötekileştirme, üstünlükçü söylemler ve ‘vesayet’ anlayışının hakim olduğu bu ortamda, farklı görüşlere sahip olanlar sürekli olarak dışlanmış, hatta ‘tehdit’ olarak algılanmıştır. Bu durum, iktidarın meşruiyetini sağlamak ve kendi gücünü korumak için, toplumun belirli kesimlerini manipüle etmeye yönelik stratejilerin geliştirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu stratejilerin en çarpıcı örneği, ‘Ahbap’ın’ ortaya çıkışı ve Haluk Levent’in bu oluşumun liderliğine gelmesi olmuştur.

Haluk Levent’in geçmişi, aslında bir dolandırıcı kimliğiyle anılan bir figür olarak bilinmesine rağmen, bu durum, ‘Ahbap’ın’ yükselişinde büyük bir rol oynamıştır. Bu durum, toplumsal bir algının, siyasi bir ahlaksızlığa dönüşmesinin en net örneklerinden birini oluşturmaktadır. Özellikle, ‘kaybedenler kulübü’nün’ yarattığı bir zemin, en beklenmedik isimlerin, hatta dolandırıcılıkla özdeşleştirilen bir figürün, ‘güven veren adam’ olarak konumlandırılmasına zemin hazırlamıştır. Bu durum, toplumun sorgulamaktan kaçınma eğiliminin ve otorite figürlerine körü körüne inanma alışkanlığının bir sonucudur.

Bu durum, Voltaire’e atfedilen şu sözü hatırlatmaktadır: “Şüphe etmek rahatsız edicidir; ama sorgulamadan inanmak çok daha tehlikelidir.” Bu söz, Türkiye’deki siyasi ve toplumsal atmosferi anlamak için kritik bir anahtardır. Çünkü mesele, sadece Haluk Levent’in dolandırıcılık faaliyetleriyle sınırlı değildir. Mesele, kişileri sorgulamadan, algıyı gerçeğin önüne koyan ve eleştiriyi düşmanlık olarak gören zihniyetin, toplum üzerindeki etkisidir. Bu zihniyetin, ‘Ahbap’ gibi oluşumların yükselişine, siyasi manipülasyonlara ve toplumsal uyku haline zemin hazırlaması, Türkiye’nin geleceği açısından ciddi bir sorundur. Unutmamak gerekir ki, hakikatin terk edildiği bir yerde güven, adalet ve vicdan da birer birer kaybolur ve toplum, kısırdöngüden kurtulamaz hale gelir.”}**