Gazze, 7 Ekim 2023’ten beri süren, ateşkes sonrası da tırmanışa geçmeyen acı ve yıkımın ortasında, binlerce çocuktan sadece birinin, 12 yaşındaki Fatma’nın hikayesini anlatmak, bu trajedinin gerçek boyutunu anlamamız için bir başlangıç noktası olabilir. Onun yaşadıkları, sadece onun değil, milyonlarca Filistinli çocuğun ortak kaderini yansıtıyor.
Sabahın ilk ışıkları, hasarlı bir binanın ikinci katında veya naylon çadırının gölgesinde Fatma için başlar. Gece, dronların ve helikopterlerin acımasız sesiyle, farelerin kemirdiği duvarların uğultusuyla, bir kabusa dönüşür. Rüyalarında bombalar patlar, kayıp arkadaşlarını görür, uyanınca ise kalbi, her an patlayacakmış gibi çarpar. Travma, onun ve birçok çocuğun hayatına işlemiş, gece uykularını bozan, ani seslerde yerinden fırlatmaya neden olan bir varlık haline gelmiştir. Annesinin “Kalk kızım, su kamyonu gelecek” sözleri, sadece bir talimat değil, aynı zamanda bir umut ifadesidir; bir gün suyun gelmesini bekleyen, susuzluktan kırılan bir kalbin çığlığıdır.
Su, hayatın en temel ihtiyacı olmaktan imkanlı değildir. Bidonları toplamak, kampın su noktasında saatler süren kuyrukta beklemek, güneşin yakıcı etkisi altında, az miktarda su içmek, yemek pişirmek, enfekte yaraları temizlemek için harcanan çaba, bir hayata dair umutsuzluktur. Kovaları eve taşırken yolda enkazdan atlaması, kardeşlerini uyarması, sadece fiziksel tehlikelerin değil, aynı zamanda umutsuzluğun da bir göstergesidir. Açlık, bu acının üzerine bir katman ekler. Ortak mutfaklardan gelen sınırlı yardımlar, çoğu zaman yetersiz ve tek tip gıdalar, kronik yetersiz beslenmeye yol açar. Kilo alamayan, bağışıklığı zayıflayan, taze sebze ve meyvelerin lüks olduğu bir ortamda, “Karnım acıkınca su içiyorum” diyen bir çocuğun hikayesi, insanlığın vicdanını sormamızı gerektirir.
Eve döndüklerinde annesiyle birlikte un yoğurur, odun toplar, elektrik olmadığında jeneratörün nadiren çalışması, yaşam koşullarının ne kadar zor olduğunu gösterir. Cilt enfeksiyonları, uyuz, suçiçeği gibi hastalıklar, fare ısırıklarıyla yayılır. Küçük kardeşinin ısırılması, annesinin acıyla çığlık atmasına sebep olur, bu da Fatma’nın kâbusunu pekiştirir. Korku, her an, her yerde vardır: “Bir daha bomba düşer mi? Annem gider mi?” gibi sorular, zihninde sürekli dönüp durur. UNICEF destekli alanda yere serili hasırlarda eğitim alan çocuklar, harf yazmaya çalışırken aklı, şarapnel düşmesin, helikopter gelmesin diye meşgul olur. “Kalem taşıyan çocuklar istiyoruz, taş değil” şiirleri, onların umutsuzluğunu ve hayata tutunma çabasını gösterir. Bu kurbanlar, sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel olarak da yok edilmiştir. Binlerce çocuk yetim kaldı, on binlercesi yaralı veya sakat, gelecekleri sarsılmış, hayalleri yıkılmıştır.
Fatma’nın bir günü, Gazze’deki 1 milyondan fazla çocuğun ortak trajedisidir. Su kuyruğu, açlık, hastalık, enkaz arasında korku dolu saatler… Ateşkes var diye kendinizi teselli etmeyin. Trump’ın zoruyla imzalanan ateşkesten bu yana 250’den fazla çocuk hayatını kaybetti. Dron saldırıları, şarapnel, susuzluk, açlık ve travma devam ediyor. Herkes biliyor. Ama tüm çağdaş dünya kafasını çeviriyor. Akışlar, siyasi konuşmalar, gündelik hayatlar normale döndü. Yarın sabah da Fatma ve arkadaşları aynı kâbusa uyanacak.