Venezuela, son yaşanan yıkıcı depremlerle adeta bir felaket bölgesine dönüştü. 24 Haziran'da meydana gelen ve bölgeyi derinden sarsan iki büyük sarsıntı, ardından gelen ve etkisini sürdüren artçılar, yaşamın yeniden inşa edilmesini imkansız hale getiriyor. Ülkenin en üst düzey yöneticileri, acil durum yönetiminin karmaşıklığını göz önünde bulundurarak, bölgede hayatın normale dönmesi için yoğun çabaların yoğunlaştığını vurguluyor.
Güncellenen bilgilere göre, Venezuela'da yaşanan depremlerin ardından can kaybı 5 bin 119'a yükseldi. Bu acı tablo, 16 bin 740 yaralı ile birlikte, ülkenin en büyük toplumsal sorunlarından birini daha derinleştiriyor. Venezuela Ulusal Meclis Başkanı Jorge Rodriguez, bu felaketin ardından yaptığı açıklamada, durumun ciddiyetini bir kez daha vurgulayarak, artçı sarsıntılar nedeniyle oluşan risklerin henüz tam olarak ortadan kalkmadığını ve halkın gerekli tedbirleri almasının önemini belirtmiş. Riskli yapıların tehlike oluşturmaya devam ettiği ve yapı güvenliğinin sağlanmasının öncelikli hedef olduğu belirtiliyor.
ABD Jeolojik Araştırma Merkezi (USGS) tarafından yapılan değerlendirmeler, depremlerin 39 saniye arayla 7,2 ve 7,5 büyüklüğünde meydana geldiğini ortaya koyuyor. Bu yıkıcı sarsıntılar, sadece can kaybına değil, aynı zamanda ülkenin altyapısına da büyük hasar vermeyi başarmış durumda. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından yapılan ilk hesaplamalara göre, depremlerin doğrudan yarattığı fiziksel hasarın maliyeti 6,7 milyar doları aşmış durumda. Bu büyük rakam, Venezuela ekonomisi için ciddi bir yük oluştururken, ülkenin yeniden toparlanma sürecini de olumsuz etkileyecek.
Şu anda, Venezuela'da arama kurtarma ekipleri, enkaz altında kalan yaşamlarını yitirenlerin ailelerine destek olmak ve yaralılara tıbbi yardım ulaştırmak için yoğun çabalara devam ediyor. Ancak, hasarlı binaların sayısı ve artçı sarsıntılar nedeniyle çalışmaların karmaşıklığı, sürecin uzamasına ve daha fazla can kaybı riskinin artmasına neden oluyor. Deprem felaketi, Venezuela halkı için sadece bir acı gerçek değil, aynı zamanda uzun vadeli sosyal ve ekonomik zorlukların da habercisi olarak karşımıza çıkıyor.”}