İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesi’nin, uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerini geliştirmek amacıyla yayınladığı yeni talimatlar, hastanenin içinde ve dışında geniş yankı uyandırdı. Kliniklerin, ‘sağlık turizmi hastalarına yönelik randevu planlamaları’ konusunda aldığı talimatlarla, hasta önceliklerinin yeniden tanımlandığı iddia ediliyor. Bu durum, hastanenin köklü geleneklerine ve misyonuna yönelik ciddi sorgulamaları beraberinde getirdi.

Yazıda, son dönemde yaşanan randevu yoğunluğu ve bu durumun tedavi süreçlerine, hasta memnuniyetine ve turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliğine etkileri ele alınıyor. Özellikle, ileri tarihe verilen randevuların, tedavi süreçlerini aksattığı ve hastaların beklentilerini karşılamadığı vurgulanıyor. Kliniklerin, Uluslararası Sağlık Turizmi Birimi’nin taleplerini önceliklendirerek, tıbbi gereklilikler dışında hasta randevularına onay vermemesi talimatı, hastanede bir dizi tartışma yaratıyor. Bu durum, hekimlerin hasta önceliği konusundaki inisiyatiflerini sınırlayabileceği ve öğretim üyelerinin üzerindeki baskıyı artırabileceği iddialarıyla birlikte ortaya çıkıyor.

Bu gelişmelerin ardından, hastanede uluslararası hizmet kalitesini koruma ve hasta memnuniyetini artırma amacıyla hassasiyetin gösterilmesi gerektiği belirtiliyor. Ancak, bu talimatların uygulaması, özellikle uluslararası hasta akışının yoğun olduğu alanlarda farklı sorunlara yol açma potansiyeli taşıyor. Hastanenin, SağlıkTürkiye sistemi üzerinden başvuru yapan veya doğrudan birimlerle iletişime geçerek randevu ayarlayan uluslararası hastalarına yönelik uygulamaları, bir poliklinik desteğinin olmaması nedeniyle daha da karmaşık hale geliyor. Bu durum, hasta haklarını koruma ve tedavi süreçlerini düzenleme açısından önemli bir eksiklik olarak görülüyor.

Yine de, bu talimatların maliyet boyutundaki etkileri de dikkat çekici. Poliklinik muayenesi yaklaşık 1700 lira olan, öğretim üyesi muayenesi ise 10 ila 15 bin lira arasında değişen bu sistem, laboratuvar, görüntüleme ve ameliyat gibi işlemlerde de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına sunulan hizmetlerin yaklaşık üç katı ücreti talep ediyor. Bu durum, sağlık hizmetine erişimde ayrımcılık yaratma potansiyeli taşıyor ve özellikle düşük gelirli hastalar için büyük bir engel teşkil ediyor. Bu arada, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Aksaray Şube Yönetim Kurulu Üyesi Aydın Erol, bu uygulamayı uzun süredir devam eden piyasacı politikaların bir devamı olarak değerlendirerek, Çapa’nın tarihsel misyonuna dikkat çekiyor. Erol’a göre, hastaneye gelen yurttaşlar, tedavilerini geciktirmek istemeyen hastalar değildir ve bu nedenle kamu hastanesinin ücretli sağlık turizmi hizmetlerine öncelik vermesi, sağlık hakkının kamusal niteliğini zedeleyen bir durumdur.”}