Çin ekonomisi, küresel arenada etkili varlığını sürdürürken, son dönemde gözlemlediğimiz yavaşlama eğilimi, 2026 yılının ikinci çeyreğinde zirveye ulaştı. Ülke, içsel sorunlar ve dış etkilerden kaynaklanan bir momentum kaybı yaşamış, büyüme oranları beklentilerin gerisinde kalmış durumda. Bu durum, küresel ekonomiye de yansımaları olacak potansiyeli taşıyor.
Ulusal İstatistik Bürosu’nun açıklamasına göre, Çin ekonomisi ikinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 4,3’lük bir büyüme kaydetti. Bu performans, piyasanın öngördüğü yüzde 5’lik hedefin altında kalırken, ilk çeyrekteki 5,3’lük büyüme oranına kıyasla da ciddi bir gerileme olarak değerlendiriliyor. Ekonominin bu zorlu dönemde ayakta kalabilmesi, ihracat ve imalat sektörünün gücüne dayanıyor.
Yılın ilk altı aylık döneminde ise Çin ekonomisi, yüzde 4,7’lik bir büyüme oranına ulaşarak hedeflerine yakın bir seyir sergilemiş. Ancak, perakende satışlarındaki sınırlı artış (%1) ve sanayi üretimindeki yükselişin (%5,3) bu başarının sürdürülebilirliğini sorgulatıyor. Ekonominin temelini oluşturan iç tüketim ve yatırım alanlarındaki zayıflık, uzun vadede ciddi riskler oluşturuyor.
Ekonomistler, büyümenin niteliğinin, miktardan daha önemli olduğunu vurguluyor. Emlak sektöründeki kriz, hane halkı gelirlerinde yaşanan düşüş ve yerel yönetimlerin harcamalarındaki sıkılaşma gibi faktörler, ekonominin kırılganlığını artırıyor. Bu nedenle, Çin hükümetinin, ekonomik büyümeyi yeniden canlandırmak için kapsamlı ve sürdürülebilir stratejiler geliştirmesi gerekiyor.