Günümüzün hızla teknolojiye bağımlı hale geldiği bir çağda, Anadolu’nun en zorlu coğrafyalarından biri olan Toros Dağları’nın zirvelerinde, zamana meydan okuyan bir ritüel yaşanıyor. Adana’nın Feke ilçesi, 1200 rakımlı sarp yamaçlarında, tarım makinelerinin ulaşamadığı, buğday tarlalarında, geleneksel yöntemlerle hasat yapılıyor. Bu durum, modern tarımın imkanlarıyla kıyaslanamayacak kadar özel bir anlama sahip; burada, sadece mahsul toplanmıyor, aynı zamanda bir kültür de yaşatılıyor.
Oraklar, ellikler ve patozlar gibi, unutulmaya yüz tutmuş araçlar, bu zorlu arazide hala işlevsel ve vazgeçilmez bir rol oynuyor. Köylüler, bu araçları kullanarak buğday başaklarını biçiyor, ardından bu başakları, çadırların üzerine yerleştirip, el emekleriyle çekiyorlar. Bu süreç, fiziksel ve zihinsel dayanışmanın bir simgesi haline geliyor; insanlar, ortak bir amaç için bir araya gelerek, asırlık bir geleneği sürdürüyor. Bu hasat, sadece bir geçim kaynağı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda köy yaşamının ruhunu da yansıtıyor.
Feke Belediye Başkanı Cömert Özen, hasat sırasında yaptığı açıklamada, “Toroslar’ın zirvesinde insanların, ata tohumlarıyla yetiştirdikleri buğdayı biçme şöleni, Anadolu’nun kadim üretim kültürünün yaşatılmasının önemini vurguluyor. Bu, sadece bir hasat değil, aynı zamanda bir şölen, bir kutlama ve bir mirasın korunmasıdır” diyerek, bu geleneğin değerini bir kez daha vurguladı. Ayrıca, köy sakinlerine Çukurova karpuzu gibi yöresel ürünlerle ikram ederek, hasat ruhunu daha da pekiştirdi.
Bu özel hasat sürecinde, genç Selim Kayadelen de emeğin zorluğunu dile getirerek, “Yapmayana kolay gelir ama bize zor. Destesi toplanacak, ekini taşınacak. Okul bitti ama bizim işimiz bitmedi. Yapmayana kolay olur, yapana zor bu iş” sözleriyle, bu geleneğin nesilden nesile aktarılmasının önemine dikkat çekti. Bu, sadece bir iş değil, aynı zamanda bir öğretim, bir mirasın aktarımı ve bir kültürel kimliğin korunmasıdır.”}