Dünün ihtilafları, bugünün stratejik hesaplarını şekillendirebilir. Küresel arenada, güç dengeleri ve ideolojik çatışmaların karmaşıklığı, geçmişin derslerinden çıkarılacak önemli bir tespitle başlıyor: Emperyalizme karşı duruş, sadece bir ulusun değil, tüm mazlum milletlerin ortak savunmasıdır. ABD’nin İran’a yönelik tutumu, tarihsel olarak emperyalist bir yaklaşımla değerlendirildiğinde, karmaşık bir stratejik hamle olarak ortaya çıkıyor.
İran’ın mevcut durumu, dış güçlerin rekabetinin bir yansıması olarak okunabilir. Bir devletin, özellikle de kendi sınırları dışındaki bir ülkenin egemenliğine yönelik müdahaleler, her zaman emperyalist niyetleri işaret eder. Bu bağlamda, Türkiye’nin tarihsel olarak antiemperyalist duruşu, stratejik bir tercih olarak öne çıkıyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki Türkiye, ‘yedi düvel’ olarak adlandırılan emperyalist devletlere karşı gösterdiği direnç, sadece kendi bağımsızlığını korumakla kalmamış, aynı zamanda mazlum milletlere ilham kaynağı olmuştur.
Bu süreçte, Türkiye’nin dış politikası, her zaman ‘bütün mazlum milletlerin davası’nın’ yanında yer almıştır. 1922’de Atatürk’ün ifadesiyle, “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi ad ve hesabına değildir. Eğer Türkiye’nin mücadelesi yalnız Türkiye’ye ait olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye, büyük ve önemli bir çaba harcıyor. Çünkü savunduğu, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır ve bunu sonuna getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.” Bu yaklaşım, sadece bölgesel değil, küresel bir stratejik vizyonu temsil etmektedir.
Günümüzdeki karmaşık ilişkilerde, bu tarihsel perspektif, özellikle de antiemperyalist duruşun önemi hakkında önemli ipuçları sunmaktadır. ABD’nin İran’a yönelik tutumu, emperyalist bir strateji olarak değerlendirildiğinde, Türkiye’nin bu stratejiye karşı duruşunun, uluslararası dengeyi koruma açısından hayati bir rol oynadığı açıktır. Aynı zamanda, 2024 yerel seçimlerinden sonra yaşanan siyasi gelişmeler, Türkiye’nin uluslararası arenadaki konumunu ve antiemperyalist duruşunun önemini daha da belirginleştirmiştir.