Cumhuriyetin ilk adımları, Türkiye'nin geleceğini yeniden şekillendiren bir dönemin başlangıcıydı. 1922'de TBMM'nin aldığı kararlar, sadece siyasi bir devrimi değil, aynı zamanda millî bir uyanışın ve yeni bir ulus kimliğinin inşasının ilk işaretleriydi. Bu süreçte, saltanatın siyasal arenadan çekilmesi, cumhuriyetin doğuşu için kritik bir zemin hazırladı. Bu olaylar zinciri, milletin egemenliğine dayalı, kayıtsız şartsız bir yönetim anlayışının ilkelerini ortaya koydu.

1 Kasım 1922'de TBMM'nin saltanatın kaldırılması, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunu getiren bir karar değildi; aynı zamanda yeni bir Türkiye'nin doğuşunu müjdeliyordu. Bu kararın ardından, 4 Kasım 1922'de İstanbul'da bulunan ve son kez hüküm fermanı veren Tevfik Paşa Hükümeti istifa etti. Böylece, Osmanlı meşruti monarşisi, siyasi sahneden silinmiş ve yol açtığı sorunlar ortadan kalkmıştı. Bu durum, siyasal denklemin dışarı itilmesiyle, 29 Ekim 1923'te ilan edilecek Cumhuriyet'in temelleri atılmış oluyordu. Meclis, artık ‘sultan’ın varlığına bağlı değil, milletin iradesine dayalı bir yönetim şekli sunmaya hazırdı.

Atatürk'ün bu dönüşüm sürecindeki rolü, TBMM'nin kuruluşundan itibaren belirleyiciydi. 23 Nisan 1920'de açılan Meclis, “kayıtsız şartsız” millet egemenliği ilkesini benimseyerek, saraya (sultana ve halife) herhangi bir yetki tanımadı. ‘Padişah vekili’ kavramı da ortadan kalkmıştı. Atatürk, Meclis’e sunduğu önergeyle, hükümet kurulması, geçici bir başkanın belirlenmemesi, Meclis'teki milli iradenin doğrudan vatanın kaderine el koyması ve Meclis'in yasama ve yürütme yetkilerini toplaması gibi temel ilkeleri ortaya koymuştu. Bu yaklaşım, mevcut siyasal sistemin kökten değiştirilmesi gerektiğinin bir göstergesiydi.