CHP'nin iç yapısında yaşanan bir gerilim, hukuki bir sürece dönüştü. Mahkeme kararıyla atanan yönetim kurulu, olağanüstü kurultay düzenleme talebini yargı mercisine taşıdı. Bu stratejik hamle, delegelerin iradesinin bir kez daha dile getirilmesi ve partinin geleceğine dair tartışmaların şekillenmesine yönelik önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Delegelerin, 17 Haziran 2026 tarihinde genel merkeze teslim ettiği, noter onaylı imzalarla desteklediği olağanüstü kurultay talebi, yönetim tarafından yeterince değerlendirilmediği iddiasıyla Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi'nde dava edildi. Bu süreçte, Türk Medeni Kanunu’nun 75. maddesi hatırlatılarak, mahkemenin üç delegeden oluşan bir çağrı heyeti oluşturulması talebi ileri sürüldü. Delegeler, bu heyetin, kurultayın toplanması için gerekli tüm hazırlıkları yapma ve yasal süreçleri yürütme yetkisine sahip olmasını talep etti.

Dilekçede, heyete sadece kurultay gündemini belirleme ve ilan etme yetkisi verilmekle kalmayıp, aynı zamanda idari merciler nezdinde gerekli başvuruları yapma ve yasal süreçleri yönetme yetkisi de tanınmasını talep edildi. Mahkeme, kurultayın toplanabilmesi için bu heyetin hemen görevine başlamasını sağlayacak bir tedbir kararı talep etti. Bu durum, partinin içindeki farklı görüşlerin daha net bir şekilde ortaya çıkmasına ve bir uzlaşma arayışlarının hızlanmasına zemin hazırlıyor.

Delegelerin bu hukuksal çabaları, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın ilgili kararlarını da dikkate alıyor. Bu kararlar, yeterli sayıda delegenin talebi üzerine olağanüstü kurultayın toplanmasının, parti yönetiminin tekeline bırakılamayacağını açıkça ortaya koyuyor. Delegeler, partinin tüzüğündeki ve kanundaki iradeyi hayata geçirme yolunda, mahkeme aracılığıyla bir destek arayışında bulunuyor. Bu süreç, CHP'nin geleceği açısından kritik bir denge unsuru oluştururken, partinin iç dinamiklerinde önemli bir dönüşüme işaret ediyor.