Yaşlı bireylerin yaşam tarzının bir parçası haline gelen öğle saatlerinde yaşanan kısa süreli uyku, bazen rahatlama ve dinlenme arzusunun bir ifadesi olarak kabul edilir. Ancak, son araştırmalar bu durumun, beyin sağlığımız için bir uyarı işareti olabileceğini ortaya koyuyor. Araştırmacılar, bu alışkanlığın, özellikle yaşlılarda bilişsel fonksiyonlar açısından potansiyel sorunları önceden gösterdiğini vurguluyor.
The Journals of Gerontology: Series A dergisinde yayınlanan detaylı bir inceleme, sık sık gündüz uykusu çeken yaşlıların, zamanla demans geliştirme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, gündüz uykusunun doğrudan demansa neden olduğu anlamına gelmiyor; aksine, beyinde meydana gelen değişikliklerin bir göstergesi olarak kabul edilmeli. Johns Hopkins Üniversitesi'nden uzman psikologlar, bu durumun, beyinde ilerleyen değişikliklerin erken bir habercisi olabileceğini belirtiyor.
Araştırma, 995 Medicare yararlanıcısı üzerinde gerçekleştirildi. Katılımcılar, gündüz uyku alışkanlıkları hakkında detaylı bilgi verirken, başlangıçta demans teşhisi konmamıştı. 5 yıl boyunca takip edilen bu bireylerin %41,9'u, demans veya muhtemel demans belirtileri gösterdi. Araştırmacılar, yaş, cinsiyet, eğitim seviyesi, sigara kullanımı, vücut ağırlığı ve çeşitli sağlık sorunları gibi faktörlerin dikkate alındığı bu analizde, sık gündüz uyuyanlarda demans oranının önemli ölçüde daha yüksek olduğunu tespit etti. Özellikle, günde veya haftanın çoğu günü uyuyan bireylerin demans riski, hiç uyumayanlara göre %48 daha yüksek seviyede çıktı.
Araştırma sonuçları, gündüz uykusunun süresinin de önemli bir rol oynadığını gösteriyor. 30 dakikayı geçmeyen kısa süreli uyku, demans riskini %40 artırırken, istem dışı, kısa süreli uyku da %39 oranında risk artışına neden oluyor. Bu bulgular, bireylerin uyku alışkanlıklarını dikkatli bir şekilde değerlendirmesi ve özellikle uzun süreli, sık görülen gündüz uykularının, beyin sağlığı açısından bir uyarı işareti olabileceğini hatırlaması gerektiğini vurguluyor. Araştırmacılar, bu ilişkinin karmaşıklığını vurgulayarak, daha fazla araştırmanın bu alanda daha net sonuçlar vermesi gerektiğini belirtiyor.