Denizler üzerinde bir gölge gibi, lüks kruvaziyer M/V Gemini, karmaşık bir hikayenin sahnesi haline geldi. Miray Cruises, Ege’nin incisi Çeşme’ye yeni sezonda misafir getirmek için hazırlık yaptığı sırada, beklenmedik bir sorun ortaya çıktı. Denizbank’ın haciz kararıyla Yunanistan’da yakalanan gemi, işçilerinin kaderini de beraberinde getirdi.

Geminin kapıları, 45’i kadın, 115 Güneydoğu Asyalı işçi için bir kapı olmalıydı. Ancak, Endonezya, Filipinler ve diğer ülkelerden gelen bu işçiler, Nisan ayında İstanbul’a getirildikten sonra, sözleşmelerine rağmen aylardır tek kuruş maaş alamamışlar. Otel odalarında, günde sadece iki öğün yemek ve suyla hayatta kalma mücadelesi veren bu insanlar, pasaportlarına el konulmuş, umutlarını yitirmiş durumdaydılar.

Bu trajik durumun kökeninde, Miray Cruises’in işleyişi yatıyordu. Şirket, depremzedelere yardım yaparak adını duyurmuştu, ancak bu yardımın ardından işçilerle yaptığı sözleşmelerde eksiklikler ve gecikmeler yaşanmıştı. İşçilere aylık 1000-1400 dolar arasında değişen maaşlar vaat edilmiş, ancak şirket bu taahhütte bulunmamış, sadece dönüş biletlerini ayarlamıştı. İşçilerin çaresizliği, hem Türkiye’nin turizm sektörüne hem de göçmen işçilerin haklarına dair önemli soruları gündeme getirdi.

Geminin karakutuyla birlikte ortaya çıkan bu olay, hukuksuzluk ve ihmal örneğiydi. İşçilerin defalarca Büyükelçiliğe ve ITF’ye başvurması, çözüm bulma çabalarının sonuçsuz kalması, Türkiye’nin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki hassasiyetini bir kez daha gözler önüne serdi. M/V Gemini, artık sadece bir kruvaziyer gemisi değil, aynı zamanda insan onuruna yakışmayan bir dramın sahnesiydi. Şirketin tur rezervasyonlarını almaya devam etmesi, yaşanan adaletsizliğin en çarpıcı örneğini oluşturuyordu.