Geçmişin gölgeleri, adeta bir labirent gibi karmaşık ve tehlikeli sırlar barındırır. Unutulan anılar, zamanla daha da derinlere gömülürken, bazıları ise kaderin cilvesiyle yüzümüze çarpar. Bu makalede, 15 Temmuz’un perde arkasında, uzun yıllardır saklanan bir belge ve bu belgenin insanları nasıl etkilemiş olabileceği üzerine odaklanacağız.

Bir kitapçının vitrininde, yayınevlerinin sunduğu en yeni yayımlar arasında, okuyucunun ilgisini çekebilecek bir eser dikkat çekiyor. Özellikle tarih meraklıları ve siyasi gelişmeleri yakından takip edenler, bu eseri bir fırsat olarak görebilir. Çünkü bu kitap, 15 Temmuz’un olaylarına dair çarpıcı detayları, farklı bir bakış açısıyla sunuyor. Kitabın içeriği, okuyucuyu geçmişin karanlık sularına doğru bir yolculuğa çıkarırken, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve siyasi manipülasyonun tehlikelerini de gözler önüne seriyor.

Tuncay Özkan’ın anlattığı olay örgüsü, yıllar sonra ortaya çıkarılan bir fişleme notu ve bu notun içerdiği bilgilerle şekillenmiş. Bu fişleme notları, devletin içinde bulunduğu karmaşık durumları ve farklı kurumlar arasındaki hassas ilişkiyi gözler önüne seriyor. Bu notlarda, bir askerin, bir polisin, hatta bir gazetecinin kimlik bilgileri, dini inançları, sosyal çevresi ve yaşam tarzı gibi detaylar yer alıyor. Bu bilgilerin toplanması ve saklanması, 15 Temmuz’un ardından devlet içinde nasıl bir atmosferin hakim olduğunu gösteriyor.

Özellikle FETÖ (Cevap Hareketi) adlı örgütün, devletin farklı kademelerinde oluşturduğu ağ, bu fişleme notları sayesinde daha da net bir şekilde ortaya konuluyor. Bu notlarda, örgütün üyelerinin isimleri, iletişim bilgileri, faaliyetleri ve bağlantıları gibi detaylar yer alıyor. Bu bilgiler, örgütün devlet içindeki etkisini ve faaliyetlerini anlamak için önemli bir kaynak teşkil ediyor. Ancak, bu notların ortaya çıkışı ve kamuoyuna duyurulması, devletin bu konuda ne kadar ihmal ettiğini ve ne kadar karanlık sırlar sakladığını da gözler önüne seriyor.

Tuncay Özkan’ın anlatımında, bu fişleme notlarının İzmir’de bir otobüste keşfedilmesi ve ardından bellek dosyasının sahibinin kimliğinin ortaya çıkması önemli bir dönüm noktası oluşturuyor. Bu dosya, aslında devletin kendi içindeki ihanetlerini ve şok edici gerçekleri de gün yüzüne çıkarıyor. Dosyanın sahibi olan Alevi-sol sempatizminin, FETÖ’ye yakınlığı ve Cumhuriyet gazetesi okuması, olayların daha da karmaşık hale gelmesine neden oluyor. Dosyanın sahibi, FETÖ’nün bellek dosyasını, örgütün Ege Bölge imamı tarafından oluşturulmuş ve uzun yıllar boyunca devletin farklı kurumları tarafından kullanılmış.

Bu bellek dosyasının, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Genelkurmay Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı gibi üst düzey askeri yetkililerle paylaşılması, soruşturmanın resmi olarak başlamasına neden oluyor. Ancak, soruşturmanın sonuçları beklenenden farklı oluyor. Dosyada yer alan bilgiler, ordu içindeki bazı kişilerin FETÖ’ye yakınlığı konusunda şaşkınlık yaratıyor. Bu durum, devletin içindeki güven sorununun daha da derinleşmesine ve farklı cephelerin ortaya çıkmasına neden oluyor.