Türkiye'nin en büyük dayanışma hareketlerinden biri olarak adlandırılan AHBAP Derneği, son zamanlarda yaşanan gelişmelerle adından sıkça söz ettiriliyor. Derneğin, kumar bağımlılığı sorunları yaşayan Haluk Levent liderliğinde, devasa miktarlarda bağış topladığı ve bu paraların nereye gittiği konusunda şeffaflık eksikliği olduğu iddiaları, kamuoyunda büyük bir tartışma yaratmış durumda. Bu durum, sadece AHBAP'ın geleceğiyle ilgili değil, aynı zamanda benzer sivil toplum kuruluşlarının bağış toplama süreçlerinde nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda da önemli soruları beraberinde getiriyor.
Gazeteci Fatih Altaylı'nın Haziran ayında yaptığı ve günümüzde yeniden gündeme gelen ‘Ahbap Çavuş’ başlıklı yazısı, bu karmaşık tabloyu daha da derinleştiriyor. Altaylı, Levent'in uzun yıllar boyunca mali suçlarla ilgili sorunlar yaşamasına ve kumar bağımlılığı nedeniyle adeta bir ‘bağımlılık hikayesi’ oluşturmasına rağmen, halk tarafından ‘sempatik’ ve ‘iyi niyetli’ olarak algılandığını belirtiyor. Kızılay'ın başına gelen büyük deprem sonrasında, halkın bu sempatiyi AHBAP'a yönlendirdiği, bağışların derneğin hesabına akın etmeye başladığı ve bu durumun Levent'in imajını tazeleme çabalarını neredeyse anında başarıya ulaştırdığı vurgulanıyor. Ancak Altaylı'nın eleştirileri, bu durumun sürdürülebilir olmadığını ve temelinde büyük bir güvensizlik algısının yattığını gösteriyor.
Bu noktada, 158 milyon dolar (bugünkü kuruyla 7 milyar TL) gibi devasa bir miktarda toplanan deprem yardımlarının, Kur Korumalı Mevduat'ta değerlendirilmesi gerekip gerekmediği ve bu değerlendirme yapılıyorsa, bunun detaylarının kamuoyuyla paylaşılmaması gibi önemli noktalara dikkat çekiliyor. Haluk Levent'in “her kuruşun hesabını vereceğiz, çok şeffaf olacağız” sözlerinin, gerçeklikle örtüşmediği görülmüyor. Aksine, internet sitesinde hesap dökümlerinin bulunmaması, bağımsız denetim şirketlerinin kullanılmaması ve şeffaflık konusunda yapılan vaatlerin gerçekleşmemesi, kamuoyunda büyük bir şaşkınlık ve hayal kırıklığı yaratmış durumda. Bu durum, bağış toplama süreçlerinde şeffaflığın ne kadar kritik olduğunu ve güvenin nasıl inşa edildiğini yeniden sorgulatıyor.
AHBAP'ın krizinin, sivil toplumun geleceği için bir uyarı niteliğinde olduğu söylenebilir. Bağış toplama süreçlerinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve bağımsız denetimlerin kullanımı, sadece AHBAP için değil, tüm sivil toplum kuruluşları için bir zorunluluk haline gelmeli. Aksi takdirde, benzer krizlerin tekrar etme olasılığı yüksek ve bu durum, gelecekteki dayanışma hareketlerinin güvenilirliğini ciddi şekilde zedeleyebilir. Bu bağlamda, soruşturma sonuçları ve iddiaların detayları, kamuoyunu bilgilendirmek ve benzer durumların önüne geçmek için acilen açıklığa kavuşturulmalıdır.