Aksaray'ın Ortaköy beldesinde doğan Sultan Özcan, hayatı boyunca sıra dışı bir öykünün sahnesini oluşturdu. 15 yaşındayken öğretmenine aşık olduğu an, onunla evlenerek beklenmedik bir yola adım attı. Ancak bu başlangıç, onu şiddetin ve yalnızlığın karanlık labirentlerine sürükleyecekti. Evliliği, kıskançlık ve anlaşmazlıklar nedeniyle çalkantılı bir hale gelirken, çocuk sahibi olma arzusu da bir engel olarak durdu.

Bir süre sonra eşinin tayinleri, onu Hakkari ve Giresun gibi farklı şehirlere taşıdı. Ancak bu değişimler, Sultan Özcan'ın hayatında daha fazla acı ve çaresizliğe işaret ediyordu. Eşinin şiddetine maruz kalması, onu çocuk sahibi olma umudundan koparırken, hayatı tamamen değişti. Memleketi Aksaray'a geri döndükten sonra, psikolojik tedavi görmek zorunda kaldı ve annesini kaybıyla yaşamının daha da zorlu hale geldi.

Konya'daki ağabeyinin desteğiyle yaşamaya devam eden Sultan Özcan, 2006 yılında ‘duygu durumu bozukluğu’ tanısıyla engelli raporu aldı. Tek odalı evinde, kırmızı kıyafetlerini ve makyajını kullanarak bir nevi kendini ifade etmeye çalıştı. Hava güzelse, kent merkezine giderek dolaşır, kırmızı renk tutkusunu korudu. Bu sıra dışı yaşam tarzı, onu adını duyuran, 'Kırmızılı Kadın' olarak bilinen bir figür haline getirdi.

Son dönemlerde sağlık sorunları, Sultan Özcan'ı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde tedavi altına aldı. Ancak tüm çabalara rağmen, doktorların müdahalesiyle birlikte hayatı sona erdi. Bu trajik son, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve maruz kalınan şiddetin ne kadar yıkıcı olabileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Sultan Özcan'ın hikayesi, unutulmaması gereken bir uyarı ve empati kurmaya çağrısıdır.