Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı 104 yıl önceki olaylar, bugünlere damgasını vurmuş, ulusumuzun kaderini derinden etkilemiştir. Özellikle 1 Kasım 1922'de TBMM'nin aldığı karar, sadece bir saltanatın kaldırılmasını değil, aynı zamanda bin yıllık bir egemenlik sisteminin yeniden tanımlanması anlamına geliyordu. Bu eşsiz olay, ulusal egemenliğin kurumsallaşması ve Türkiye'nin geleceğinin şekillenmesinde dönüm noktası olmuştur.

Tarihçi Prof. Dr. Mehmet Emin Elmacı, bu dönüm noktasının önemini vurgularken, “Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu hukuki ve fiili gerçekliğe dönüştü” diyerek, o dönemde yaşanan dönüşümün sadece siyasi bir olay olmadığını, aynı zamanda bir ideolojik ve kültürel değişimin de başlangıcı olduğunu belirtiyor. Bu süreç, Osmanlı İmparatorluğu'nun sonunu getirmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini atmış, milletin kendi kaderini tayin hakkını fiilen ortaya koymasına zemin hazırlamıştır.

104 yıl önceki bu cesur adımın, sadece Türkiye için değil, dünya siyasi tarihinde de benzersiz bir yer edinmesine sebep olduğunu belirtmek gerekir. Prof. Dr. Elmacı'nın vurguladığı gibi, Lozan Barış Konferansı öncesindeki diplomatik gücün TBMM'ye geçmesi, Türkiye'nin uluslararası arenada hak sahibi bir devlet olarak kabul görmesinde kritik bir rol oynamıştır. Bu, aynı zamanda, monarşiye dayalı yönetimlerin, ulusal egemenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı ve tarihin akışını değiştirebilecek kadar önemli bir dönüşümün mümkün olduğunu göstermiştir.

Günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik idare yapısının temel omurgasını millet iradesi oluşturuyorsa, bu temel 104 yıl önce atılan cesur adımlarla inşa edilmiştir. Atatürk'ün önderliğinde atılan bu adımlar, seçimlerin, parlamenter sistemin ve anayasal düzenin meşruiyet kaynağını doğrudan halkın iradesine dayandırmıştır. Bu durum, monarşik veya teokratik geri dönüş ihtimallerini tarihin derinliklerine gömmüştür. Bu nedenle, 1922'de yaşanan bu dönüm noktası, Türkiye'nin modernleşme yolunda atılan ilk ve en kritik adımlardan biri olarak kabul görmekte ve bugünlere ulaşmamızı sağlayan en önemli temellerden biri olmaya devam etmektedir.”} p>