Silivri Cezaevi'nde dokuz yılın ardından kendine özgü bir sessizliğe bürünmüş olan Osman Kavala, tutukluluğunun dokuzuncu yıl dönümünde önemli değerlendirmelerde bulundu. Açıklamasında, yargılanma süreci boyunca yaşadıklarını ve bu sürecin kendisine, ailesine ve Türkiye’nin hukuk sistemine olan etkilerini derinlemesine ele aldı. Kavala, bu yılın sadece bir dönüm noktası olmadığını, aynı zamanda adaletin nerede ve nasıl kırıldığına dair bir işaret olduğunu savundu.
Açıklamasının ilk bölümünde, 1 Kasım 2017’de başlayan cezaevindeki yaşamını ve başlangıçtaki beklentilerini paylaştı. İlk tutuklandığında, sürecin hızla çözüme kavuşacağını ve kendisinin kısa süre içinde serbest kalacağını düşündüğünü belirterek, bu inancının yanlış olduğunu ifade etti. Kavala, AİHM’in kararlarının ardından da süren yargılamayı ve sonuçlarını, kendi özgürlüğünün kısıtlanması olarak tanımladı. Bu süreçte yaşadığı zorlukları ve psikolojik etkileri de ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Kavala, Gezi davası sürecinde yöneltilen suçlamaları ve ardından gelen ağır cezaları da eleştirel bir dille değerlendirdi. Suçlamaların, somut delillerle desteklenmediğini ve temelde siyasi bir motivasyona sahip olduğunu savundu. Taksim Dayanışma Platformu'nun, hükümete karşı bir kalkışma olduğunu iddia edenlerin şüphelerini gidermeye yönelik bir girişim olduğunu vurgulayarak, bu iddiaların gerçeklikle bağdaştırılamaz olduğunu belirtti. Platform'un, toplumun ihtiyaçlarını karşılayan, dayanışma ve destek mekanizması olarak işlev gördüğünü, hiçbir zaman şiddeti veya destabilize etme amacını taşımadığını vurguladı.