Ankara'da düzenlenen NATO Zirvesi, Türkiye'nin jeopolitik dengelerdeki konumunu yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyan kritik bir dönüm noktası olarak tarihe geçebilir. Zirve, özellikle ABD'nin uyguladığı yaptırımların ve Batı ittifakındaki yerleşik hiyerarşik ilişkinin sorgulanmasıyla birlikte, Türkiye'nin uluslararası arenadaki bağımsız karar alma yeteneğini ve stratejik tercihlerini açıkça ortaya koydu.
CAATSA yaptırımları, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alması nedeniyle Washington tarafından uygulanan bir cezaydı. Ancak bu, sadece bir teknik anlaşmazlığın ötesinde, ittifak içindeki güç dengesinin ve karar alma süreçlerinin yeniden tanımlanması sürecinin başlangıcıydı. Trump döneminde Washington'ın Ankara'ya yönelik hiyerarşik yaklaşımı son bulmuş, Türkiye'nin Batı'nın rızasına bağımlı kalmadan kendi stratejik tercihlerini belirleyebileceği bir ortam yaratılmıştı. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerdeki konumunu güçlendirmiş ve 'özel ortak' statüsünü daha da sağlamlaştırmıştı.
F-35 programından Türkiye'nin çıkarılması da bu dönüşümün bir parçasıydı. Bu, sadece teknolojik bir kayıp değil, aynı zamanda