29 Ekim’in renkli, kimi zaman da şaşırtıcı yansımaları, bu yıl ülkemizin dört bir köşesinden toplanan ilginç görüntülerle ortaya çıktı. Milas’ın Bafa mahallesinden başlayıp Konya’nın Iğlık ilçesine uzanan bu manzara, Cumhuriyet’in 98’inci yılını kutlarken, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir ayna gibi de işlev görüyor. Bir yandan, meşalelerle yürüyor, plastik maskelerle karşımıza çıkan figürler, diğer yandan da sanal dünyada yaratılan, Atatürk’ü yapay zeka ile sevdiklerine inanamayan gözler... Anlaşılan, bu yıl bayram kutlamaları, alışılmışın dışında, hatta bazen de rahatsız edici bir şekilde farklı bir boyut kazanmıştı.

Sosyal medyadaki paylaşımlar, bu farklılığın en çarpıcı örneklerini sunuyordu. Evcil hayvanlarına Türk bayrağı pelerinleri dikenler, kedi köpeklerinin boynuna Atatürk fotoğraflı atkılar dikenler, sanal ortamda Atatürk’ü sevdikleri gibi sarıp öpüp dudağına öpücük bırakanlar… Bu durum, bazı kesimlerde hem hayret hem de şaşkınlık yaratırken, bir yandan da sanal ve gerçek arasındaki uçurumu gözler önüne seriyordu. Özellikle, yapay zeka ile Atatürk’e sevgilisi gibi davranan kesim, “Zekanı kullanarak O’nun yolundan git de görelim” diyerek, bir eleştiri de getiriyordu.

Ancak, bu şaşkınlıkların ve tuhaflıkların yanı sıra, bayram kutlamalarının anlamını yeniden sorgulayan anlamlı bir örnek de ortaya çıktı. Konya’nın Iğlık ilçesinde gerçekleştirilen, yalnızca bir öğretmen ve bir öğrencinin katıldığı 29 Ekim töreni, Cumhuriyet’in gerçek anlamını bir kez daha gözler önüne serdi. Sınıf öğretmeni Fatih Yalçınkaya, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkenin en uzak köşelerinden gelen çocukların bile eğitim hakkından yararlanabildiği bir gelecek hayal ettiğini vurgulayarak, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i ilan ederken tam olarak bu günü, yani seni ve beni hayal etmişti” dedi. Bu sözler, bayramın sadece bir kutlama değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve gelecek nesillere aktarılacak bir miras olduğunu hatırlatıyordu. Öğretmenin, öğrencisine sevgi ve saygıyla öpücük vermesi, bu anlamlı anın en güzel ifadesiydi.

Bu arada, bayram kutlamalarının farklı kesimlerde farklı şekillerde yaşanırken, Haluk Bilginer’in reklamlardaki milliyetçilik rolü de tartışma yarattı. Bir Cumhuriyet bayramında kızıyla çekilmiş fotoğrafında, kızını bir araştırma görevine uğurlayan babaydı ve mektup eşliğinde kızına “Hiç unutmamasını” istiyordu. Bilginer’in bu rolü, aslında bu değerleri inandırıcı bir şekilde aktarabilme yeteneğiyle dikkat çekiyordu. Ancak, bu yeteneğin, bazen de “daha önce hiç anlamadığı” değerleri inandırıcı bir şekilde oynama yeteneği olduğu da göz ardı edilmemeliydi. Polislerin “Filtreli fotoğraflar yüzünden aradığımız kadını yanımızdayken bile tanımadık” açıklaması ise, sanal ve gerçek arasındaki karmaşık ilişkiyi daha da net bir şekilde ortaya koyuyordu. Şırnak’taki geçit töreninde minik mavi berelinin 5 kilometre yürüyüşü, şeref kürsüsünde yaşanılan olaylara paralel olarak, bayramın anlamını farklı bir perspektiften de gözler önüne seriyordu. Zap’tiye’nin “Fon” krizi ve ardından gelen “Sarıgül’ün ‘don’ krizi, bayram kutlamalarının da bazen beklenmedik ve komik anlara sahne olabileceğini gösteriyordu.”}