Türkiye’nin demografik yapısı, son yıllarda beklenmedik bir hızla yaşlanma trendi göstermeye başladı. Bu durum, toplumun her kesimini derinden etkiliyor; özellikle de orta yaşlı, çocukları büyümüş ve emekliliğe yakın olan ‘sandviç kuşak’ olarak adlandırılan bireylerin yaşamında eşi benzeri görülmemiş bir yük oluşturuyor. Bu kuşak, hem kendi yaşlılıklarına dair kaygılarını hem de ebeveynlerinin bakımlarını üstlenmek zorunda kalmaları nedeniyle giderek daha da zor durumda kalıyor.
Bu kuşak, geçmişte dede-nine olarak tanımlanan, topluma katkıda bulunan ve emeklilik sonrası hayatını ailesiyle geçiren bireylerin günümüzdeki karşılığıdır. Ancak, ekonomik koşullar, artan yaşam maliyetleri ve sosyal güvenlik sistemindeki eksiklikler, bu kuşak için bir felaket yaratmıştır. Bir yandan, enflasyon ve adaletsiz gelir dağılımı nedeniyle açlık sınırına yakın gelirlerle mücadele etmek zorunda kalırken, diğer yandan da kendi ebeveynlerinin bakımlarını üstlenmek durumunda kalmaktadırlar. Sosyal güvencesi olan bile çoğu çalışan, geçimini zorlu koşullarda sürdürmekte, bu durum da yaşam kalitesini düşürmektedir.
Bu karmaşık durum, sosyolojide ‘sandviç kuşak’ olarak bilinen bir kavramla daha da net bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kendi yaşlılık sınırına yaklaşan bireylerin, 80 ve üzeri yaşlarındaki anne-babalarına bakmak zorunda kalması, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir psikolojik ve ekonomik yük yaratmaktadır. Bu kuşak, kendilerini hem kendi geleceği hakkında endişeli hem de ebeveynlerinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek için sürekli bir mücadele içinde bulmaktadır. Bir yandan, torunlarıyla vakit geçirmekten duydukları mutluluğu yaşarken, diğer yandan, ebeveynlerinin bakımlarını üstlenmek zorunda kalmaları nedeniyle yaşadıkları stres ve tükenmişlik, yaşam kalitelerini olumsuz etkilemektedir.
Bu kuşak, aynı zamanda, gelecek nesillerin de yaşam koşullarıyla doğrudan bağlantılıdır. Ekonomik krizler, iş güvencesizliği ve yaşam maliyetlerindeki artış, bu kuşak için birer tehdit oluşturmaktadır. Çocuklarının onlara bakamayacağını düşünmeleri, geleceğe dair en temel korkularından biridir. Özellikle, kendi ebeveynlerinin altını temizlerken, banyosunu yaptırırken veya demans süreçlerine tanık olurken, zihinlerinde ‘Birkaç yıl sonra ben de bu duruma düşeceğim ve bana bunları yapacak kimse olmayacak’ düşüncesi kemirmektedir. Bu kaygı, ekonomik zorluklarla birleşince, bu kuşak için birer felaket yaratmaktadır. Sosyal destek mekanizmalarının yetersizliği ve bu kuşak seslerinin duyulmaması ise durumu daha da kritik hale getirmektedir.