İnsanlık tarihine damga vurmuş eserlerden biri olan Bertolt Brecht’in “Üç Kuruşluk Opera’sı”, kapitalizmin ilk eleştirilerinden biri olarak kabul edilir. Oyundaki ‘Önce ekmek gelir, ardından ahlak’ mottosu, ticari ahlakın toplumsal yapıyı nasıl yozlaştırdığını çarpıcı bir şekilde ortaya koyar. Bu operada, ticaret, suç, saygınlık ve çıkarcılık arasındaki bulanık sınırlar, toplumsal yaşamın çöküşünü simgeler. Bu çöküş, Brecht’in tanımladığı ‘dekadans’ olarak adlandırdığı, değerlerin erimesi ve insanlığın kendiliğinden yok oluşu anlamına gelir.

Paul Bourget gibi düşünürler, dekadansı, toplumun temel bağlarının kopmasıyla tanımlar. Toplumu bir organizma gibi gören Bourget’e göre, bu organizmanın parçaları ayrışmaya başladığında, bütünlük de bozulur. Marx ve Engels’in Komünist Manifestosu’nda da vurgulandığı gibi, kapitalist sistemde insan değerleri parayla ölçülür hale gelir. Para, sadece bir değişim aracı olmaktan çıkar, başarı, saygınlık ve toplumsal değerin ölçüsüne dönüşür. Bu durum, ‘insanlıktan çıkmak’ olarak adlandırılan bir durum yaratır; para, değerler sistemini yıkar, insanı yozlaştırır ve onu kendi bencilliğinin kurbanı haline getirir.

Günümüzde bu durum, özellikle medyadaki ve siyasetteki örneklerle daha da belirginleşmektedir. ‘İyi gazetecilik’ için okunma oranları, ‘iyi hekimlik’ için hasta bakmak yerine, kazanç ve performans ön plana çıkmaya başlar. Bu durum, mesleki değerlerin yok olmasına, niceliğin niteliği bastırmasına ve insan değerlerinin yozlaşmasına yol açar. Örneğin, 2018 yılında yaşanan ‘yenidoğan çetesi’ vakası, bu tür bir ahlaksızlığın ne kadar ileriye gidebileceğinin acı bir örneğiydi. Burada, insanlığın temel değerlerinden biri olan bir bebeğin yaşamı, kâr uğruna ikinci plana atılmıştır. Bu durum, sadece birkaç kişinin ahlaksızlığına değil, toplumsal bir çürümenin, insan yaşamını maddi çıkarlara bağlamanın sonuçlarına işaret etmektedir.

Günümüz siyasetinde ve medyada da benzer çürüme eğilimleri gözlemlenmektedir. Rüşvet, yolsuzluk, kamu kaynaklarının yağmalanması, seçmenlerin iradesini para ile etkilemeye çalışmak, manipülasyonlar ve siyasi hedeflere ulaşmak için ahlaki değerlerden uzaklaşmak, bu çürümenin farklı yüzlerini oluşturmaktadır. Özellikle, bir hedefe ulaşmak için kullanılan yöntemin önemsizleşmesi, sonucun, ona nasıl ulaşıldığının önüne geçmesi, bu sistemin en tehlikeli yönlerinden biridir. Bu durum, eleştirinin ertelenmesine, yanlışların görmezden gelinmesine ve meşrulaştırılmasına, siyasi anlayışın aşınmasına neden olur. Bu aşınma, sadece siyasi arenayı değil, toplumun genel ahlaki değerlerini de olumsuz etkilemektedir. Toplumun her kesiminde, vicdan erdemi yerini saflığa, dürüstlük beceriksizliğe, nezaket zayıflığa ve merhamet, işini bilmemekle özdeşleştirilmektedir. Bu durum, toplumun temel değerlerinin erimesine ve insanlığın kendinden vazgeçmesine yol açmaktadır.