Türkiye bankacılık sektörü, 2026 yılının ilk dokuz aylık döneminde önemli bir başarıyı ekonomiye gösterdi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, sektörün net kârı 780,9 milyar lirayı aşarak, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %16,6 oranında yükseldi. Bu artış, sektörün büyüme potansiyelini ve ekonomiye olan katkısını gözler önüne serdi. Ancak bu yükselişin arkasında dikkatli olunması gereken bazı dinamikler de yer alıyor.

Sektörün kredi portföyü, Eylül 2025 itibarıyla 21,2 trilyon lirayı bulan hacminin, bir yılda %35,8 artışla 28,8 trilyon liraya ulaşmasıyla desteklendi. Bu kredi büyümesi, ekonomik faaliyetlerdeki canlanmaya işaret ederken, aynı zamanda takipteki alacaklar üzerinde de baskı oluşturuyor. Bu dönemde bankacılık sektörünün toplam aktif büyüklüğü de %30,7 artışla 57 trilyon lirayı buldu. Bu büyüme, bankaların büyüme fırsatlarını değerlendirme ve finansal istikrarı koruma çabalarını yansıtıyor.

Ancak, kredi büyümesinin getirdiği beraberliğin en belirgin göstergesi takipteki alacakların artışı oldu. Eylül 2025'te %2,29 seviyesinde olan takipteki alacak oranının, bir yılda %0,76 artışla %3,05'e yükselmesi, sektör için ciddi bir uyarı niteliğinde. Bu durum, kredi risklerinin artışını ve bankaların karlılık hedeflerine ulaşma konusundaki zorluklarını beraberinde getiriyor. Bu oran, sektörün gelecekteki performansını doğrudan etkileyen bir gösterge olarak değerlendirilmelidir.

Sermaye yeterlilik rasyolarındaki gerileme ise sektör için ek bir endişe kaynağı oluşturuyor. Çekirdek sermaye yeterlilik oranı Eylül 2025'te %14 iken, %12'ye düşerken, sermaye yeterlilik oranı da %19'dan %17'ye gerilemiş. Bu düşüşler, bankaların potansiyel risklere karşı yeterli sermayeye sahip olmadığını gösteriyor ve düzenleyici kurumlardan daha fazla gözetim ve denetim talep ediliyor. Bu durum, bankacılık sisteminin genel güvenilirliğini ve istikrarını koruma açısından kritik bir unsur olarak kabul edilmelidir.