Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ülkenin geleceğine dair umutlar ve iddialı hedeflerle inşa edilen fabrikalar, bankalar ve tesisler, zamanla kaybolan bir mirasa dönüştü. 1923’te ilan edilen Cumhuriyet, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temelini atmayı amaçlayan bir vizyonla hareket etti. Ancak, bu vizyonun hayata geçirdiği eserler, 24 yıllık süreçte giderek azaldı ve özelleştirme adımlarıyla birer birer ortadan kalktı. Bu süreç, Cumhuriyet döneminin en önemli mirası olan sanayi kuruluşlarının ve kamu hizmetlerinin, ülkenin geleceği için oluşturduğu potansiyelin nasıl boşa gittiğini gözler önüne seriyor.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Atatürk önderliğinde kurulan İş Bankası, Tütüncüler Bankası, Sanayi ve Maadin Bankası gibi kurumlar, Türkiye’nin ekonomik yapısının temelini oluşturdu. 1923’ten 1986’ya kadar uzanan bu dönemde, 41 fabrika kuruldu, 12 banka hayata geçirildi. Bu kurumlar, sadece üretim ve finans alanlarında değil, aynı zamanda eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler gibi alanlarda da önemli rol oynadı. Ancak, 1986’dan itibaren, iktidara gelen her hükümet, bu mirası satmaya başladı. İlk adım Et ve Balık Kurumu (EBK) ile atıldı. Ardından, 73.5 milyar dolarlık bir özelleştirme süreci başladı ve bu süreç, Cumhuriyet döneminin en değerli varlıklarının elden çıkarılmasına yol açtı.
Özelleştirme, Türkiye’nin gündemine 1986’dan itibaren girdi ve 2023 yılı itibarıyla 73.5 milyar dolarlık bir hasara yol açtı. CHP TBMM Grubu Ekonomi Notu’nda vurgulandığı gibi, bu gelirlerle iktidarın yeni kamu varlıkları edinmediği ve büyük bir bölümünün cari harcamalar için kullanıldığı belirtiliyor. 2025 yılında 1.9 milyar dolarla gerçekleşen özelleştirme, yılın en yüksek rakamını temsil ediyor. Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı, Çamlıgöze-Koyulhisar Hidroelektrik Santrali gibi stratejik öneme sahip varlıkların satılması, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığına ciddi bir darbe vurdu. Ayrıca, TÜPRAŞ ve TEKEL’in binalarının da yıkılması, bu sürecin acı bir örneği olarak tarihe geçti.