Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünde, milli değerlerimizin ve özgürlüklerimizin timsali olan Atatürk’ün mirasını yeniden hatırlamak için eşsiz bir fırsat sunuluyor. Bu özel gün, sadece geçmişimizi kutlamakla kalmayıp, aynı zamanda geleceğe yönelik vizyonumuzu da güçlendirmemizi sağlıyor. Atatürk’ün zihnindeki cumhuriyet fikrinin ortaya çıkışı, basit bir tercih olmaktan çok daha derin bir stratejik dönüşümün sonucuydu. Bu dönüşüm, vatan sevgisi, halkın iradesi ve çağdaş uygarlık hedefleriyle harmanlanarak şekillenmişti.
Mustafa Kemal Atatürk, devlet yapısı ve toplumsal düşünceleri konusunda, dönemin önde gelen düşünürleri ve şairleri – Namık Kemal, Tevfik Fikret, Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul – ile Fransız Aydınlanması’nın önemli temsilcileri – Jean-Jacques Rousseau, Montesquieu ve Voltaire – gibi isimlerden ilham almıştır. Rousseau’nun ‘genel irade’ ve ‘halk egemenliği’ kavramları, Atatürk’ün erken dönemlerde monarşiye karşı geliştirdiği siyasal muhalefetin temelini oluşturmuş, onu cumhuriyet fikrinin savunucusuna dönüştürmüştür. Bu etkileşim, Atatürk’ün düşüncelerini hem teorik temellere oturtmuş hem de halkın katılımını esas alan bir yönetim anlayışını benimsemesine zemin hazırlamıştır.
1919’daki Anadolu’ya geçiş, bu entelektüel birikimi ve ‘milli hedefe ulaşma’ amacını somutlaştırmıştır. Amasya Genelgesi’ndeki “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” ilkesi ve Erzurum ve Sivas kongrelerinde kararlaştırılan “Milli güçleri harekete geçirmek ve milletin iradesini egemen kılmak esastır” prensipleri, cumhuriyet adı kullanılmadan önce halk egemenliğinin oluşturulma sürecinin ilk adımlarını temsil etmiştir. Bu stratejik hamle, ülkenin geleceği için kritik bir dönüm noktası olmuş, bağımsızlığın ve özgürlüğün temellerini atmıştır.
Bu dönüşümün önemli bir kanıtı, Atatürk’ün yakın çevresinden kişilerin hatıratlarında yer almaktadır. Örneğin, İzmir Milletvekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey, 1934 yılında üniversitedeki inkılap tarihi dersleri vesilesiyle Atatürk’e “Cumhuriyet” sözcüğünün ilk kez ne zaman, kimlerle arasında telaffuz edildiğini öğrenmek istemiştir. Atatürk, bu soruya Mazhar Müfit Kansu’nun yanıtını vermesini istemiş ve Kansu, Erzurum Kongresi öncesindeki 20 Temmuz 1919 günü tuttuğu hatıra defterinden kaydedilen bir diyalogu aktarmıştır. Paşa, gelecekteki devrim adımlarını Mazhar Müfit’in defterine bizzat yazdırtmış, “Zaferden sonra hükümet şekli cumhuriyet olacaktır” şeklinde bir ifade geçmiş, ardından padişah ve hanedan hakkında zamanı geldiğinde gerekli işlemlerin yapılacağı kararı alınmıştır. Bu diyalog, cumhuriyetin erken dönemlerdeki fiili olarak halk egemenliğinin oluşturulma sürecini ve Atatürk’ün vizyonunu açıkça göstermektedir.”}