Ankara’da düzenlenen NATO Zirvesi, ittifakların geleceği ve kolektif güvenlik anlayışı üzerine önemli tartışmalara sahne oldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, zirvenin, ‘ittifak dayanışmayla güçlenir’ ilkesini yeniden teyit eden bir platform olduğunu vurgularken, Türkiye’nin NATO’ya sunduğu katkıları ve savunma sanayisinin gelişimini özetledi. Özellikle savunma mimarisinin son 20 yılda Erdoğan liderliğinde şekillendiği ve Türkiye’nin üretim gücüyle NATO’ya destek sağladığı belirtildi. Duran, caydırıcılığın sadece askeri güce değil, ‘dayanıklılıkla beslenmesi’ gerektiğinin altını çizdi ve siber güvenlik gibi konularda NATO’nun stratejik bakış açısının önemine dikkat çekti.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, zirvenin, ittifakın ‘3.0’ aşamasına geçişini temsil ettiğini belirterek, Avrupa’nın geleneksel savunma kapasitelerini artırması gerektiğini ve Ukrayna’daki çatışmanın NATO’nun doğu ve güney cephelerindeki perspektifini değiştirmesi gerektiğini ifade etti. Güler, Türkiye’nin NATO’nun en güçlü ikinci ordusuna sahip olması ve krizlerdeki etkin rolünün, ittifak için önemli bir avantaj oluşturduğunu vurgularken, savunma harcamalarının yanı sıra komuta kontrolünün ve modern teknolojilere yatırımın da caydırıcılık için kritik olduğunu savundu. Türkiye’nin 50 askeri gemi inşa projesi ve insansız hava savunma sistemlerindeki ilerlemeleri, ittifakın güvenliğine katkı sağlayacak önemli adımlar olarak sunuldu.
Güler, ittifakın güvenliğinin kısıtlamalarla değil, ‘dayanışma’ ile güçlenebileceğini belirterek, Türkiye’nin daha güçlü bir katkı sağlamak istediğini, ancak NATO’nun Avrupa için kolektif savunmasını güçlendirmesi gerektiğini ifade etti. Avrupa’nın sorumluluklarını artırması, Türkiye’nin dışarıda bırakılmaması gerektiği ve ittifakın daha dengeli bir yapıda, eşit katılımın sağlanması gerektiği vurgulandı. Siyasi vaatlerin, askeri desteklerle güçlendirilmesi ve caydırıcılığın sadece hava araçları ve tanklarla değil, daha geniş bir stratejik perspektife sahip olması gerektiği mesajı verildi.
<Zirve sonrasında yapılan açıklamalar, Ankara’nın ittifak içindeki rolünün yeniden tanımlandığını ve ‘güven ve dayanıklılık’ ilkelerinin geleceğin ittifak modelini şekillendireceğini gösteriyor. İttifakın sürdürülebilirliği için, Avrupa’nın NATO’ya daha fazla katkı sağlaması ve Türkiye’nin etkin rolünü devam ettirmesi gerektiği vurgulanarak, kolektif güvenlik anlayışının yeniden inşa edildiği bir dönemin başladığı ilan edildi.