İzmir'in hassas coğrafi konumu ve yerçekti, deprem riskini her zaman ön planda tutan bir unsur. 2020'de yaşanan ve 117 can kaybına, bin 34 yaralısına sebep olan 6.6 büyüklüğündeki Seferihisar depremi, bölgede yaşanan risklerin ne kadar acı gerçek olduğunu bir kez daha gözler önüne sermişti. Bu yıkıcı olaydan sonra, şehrin geleceği için kapsamlı bir değerlendirme süreci başlatılmış durumda.
Dokuz Eylül Üniversitesi’nin DAUM Müdürü ve AFAD Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, depremin yıl dönümünde yaptığı açıklamalarla, İzmir’in çevresindeki fay hatlarının potansiyel tehlikelerini bir kez daha vurguladı. Prof. Sözbilir, 1999’daki Kocaeli ve Düzce depremlerinin ardından afet bilincinin artırılmasına rağmen, son yıllarda yaşanan Van, Bodrum, Elazığ ve İzmir-Sisam depremleri, hazırlıklı olmanın ne kadar kritik olduğunu açıkça ortaya koydu. Sisam Fayı’nın denizaltında yer alması ve tsunami oluşturma potansiyeli, bölgedeki risklerin daha da karmaşık hale geldiğini gösteriyordu.
Son araştırmalar, İzmir Fayı’nın yanı sıra Tuzla Fayı, Seferihisar Fayı, Gülbahçe Fayı ve Bergama Fayı gibi fayların da yakın gelecekte deprem üretme olasılığının yüksek olduğunu ortaya koydu. Bu durum, şehrin deprem güvenliği için daha geniş kapsamlı bir strateji geliştirilmesini zorunlu kılıyor. 2021-2026 yılları arasında uygulanan İl Afet Risk Azaltma Planları (İRAP) ve 2026’da başlayacak ikinci dönem planları, bu süreçte önemli bir rol oynayacak. Ayrıca, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi arasında imzalanan ‘İzmir Deprem Master Planı’, 25 yıl önce yapılan ilk planın revizyonu ile güncel teknikler ve bilimsel veriler ışığında hazırlanıyor.
Bu kapsamda, son 50 yıllık yapı stoğu ve alt yapı durumları detaylı bir şekilde inceleniyor. AFAD koordinasyonluğunda yürütülen ‘Dirençli İzmir’ projesi, tüm afetlere karşı dirençli bir şehir oluşturma hedefiyle, kentsel dönüşüm çalışmalarının önceliklendirilmesini ve mali kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasını sağlıyor. Kamu kurumları ve üniversitelerin işbirliğiyle yürütülen bu çok disiplinli çalışmalar, İzmir'in 2030 yılına kadar afetlere karşı ciddi bir direnç göstermesini amaçlıyor. Bu sayede, şehrin geleceği için güvenli ve yaşanabilir bir ortamın sağlanması hedefleniyor.