Marmara Denizi'nin derin sularında, 2 Eylül'de yaşanan ve tüm Türkiye'yi yasa boğan Tuğberk İmamoğlu gemisi faciasında, 57 günün ardından bir mucize gerçekleşti. Geminin Silivri açıklarındaki enkazından, bir kişinin naaşı kurtarıldı. Bu önemli buluşma, 14 Eylül'de kurtulan kaptan Yaşar Kayhan'ın ardından gemideki ikinci kaptan Rahmi Temel'in yakınının sosyal medya üzerinden duyurduğu haberle gündeme geldi.
Aileler, uzun süren bekleyişin ardından duydukları bu haberi hem sevinçle karşılasa da, aynı zamanda yetkililerin ilk günden itibaren yaptığı açıklamaları ve bu açıklamaların gerçekleşmemesi üzerine derin bir hayal kırıklığına uğradı. Bir yakınının ifadesine göre, “İnsan bir naaş bulundu diye sevinir mi? Bugün öğrendim ki, sevinirmiş. Ama bu, bildiğimiz sevinçlerden değilmiş. İçinde tarifsiz bir acı, boğazında kocaman bir düğüm, kalbinde hem umut hem korku varmış. Tuğberk İmamoğlu gemisinden bir canımızın çıkarıldığını duyduğum andan beri kalp atışlarım normale dönmedi. Çünkü biz 57 gündür bir mucize değil, canlarımıza ulaşabilmeyi bekliyoruz. Bir mezarları olsun, aileleri başlarında dua edebilsin diye mücadele ediyoruz.”
Naaşın, kimliğinin tespit edilmesi amacıyla Adli Tıp Kurumu'na sevk edileceği öğrenildi. Bu buluşma, aynı zamanda gemide kayıp olan diğer dokuz mürettebatın da hala hayatta olup olmadığı konusundaki umutları canlı tutuyor. 12 Ekim'de Cumhuriyet gazetesine demeç veren ailelerin temsilcileri, ilk günden itibaren yetkililerin “Naaşları çıkaramayız” yönünde yaptığı açıklamaları hatırlatarak, bu sözlerin gerçekleşmemesi üzerine büyük bir tepki göstermişlerdi. Bu durum, resmi kurumlar ve denizcilik yetkilileri arasındaki iletişimin ve operasyonların tutarsızlığı konusunda önemli bir soru işareti yaratmıştı.
720 metre derinliğe batmış olan geminin enkazı, TPAO’nun Mukavemet gemisi tarafından 24 Ekim’de bölgeye sevk edilerek inceleme altına alındı. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun 17 Eylül’de “Denizden artık bir insan çıkarma ihtimalimiz zor gözüküyor” şeklindeki sözleri, ailelerin tepkisini daha da tırmandırmıştı. Bu olay, deniz kazaları sonrası yetkililerin iletişim stratejilerinin ve operasyonel süreçlerinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.