Türkiye’nin geleceği olan çocuklar, bugün yoksulluğun acı yükünü taşıyor. Ekonomik istikrar hedeflenen bir tablo sunarken, ailelerin çocuklarına yeterli ve sağlıklı besin sağlamakta ciddi zorluklar yaşaması, toplumun en kırılgan kesiminde derin bir endişe yaratıyor. TÜİK’in 2025 yılına ait verileri, her üç çocuktan birinin yoksulluk veya sosyal dışlanma riskine maruz kaldığını göstererek, bu durumun ciddiyetini bir kez daha ortaya koyuyor.
Cumhuriyet’e yapılan açıklamalar, bu gerçeğin sahada nasıl tezahür ettiğini gözler önüne seriyor. Derin Yoksulluk Ağı Koordinatörü Önder Uçar, sağlıklı bir öğün alamayan çocuklar, temel ihtiyaçları arasında seçim yapmak zorunda kalan aileler ve nesilden nesile aktarılan yoksulluk zincirini anlatıyor. Bu tablo, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda sosyal ve insani bir felaket olarak karşımıza çıkıyor.
TÜİK’in “Çocuk Sağlığı ve Yoksunluğu, 2024” araştırması, 15 yaş altı çocukların yaklaşık %23,1’inin, maddi zorluklar nedeniyle günde en az bir kez et, tavuk, balık veya bitkisel bazlı alternatiflerle beslenemediğini ortaya koyuyor. Bu oran, hanelerin %10’unda ise çocuklar taze meyve ve sebze tüketiminden mahrum kalıyor. Bu durum, çocukların sağlıklı gelişimini, öğrenme kapasitesini ve gelecekteki potansiyelini ciddi şekilde kısıtlıyor.
Önder Uçar, çocukların karnının doyduğunun, yeterli beslendiğinin bir göstergesi olmadığını vurguluyor. Ailelerin, çocuklarına okulda sağlıklı bir öğün sunabilmekte yaşadığı zorluklar, özellikle de gıda fiyatlarındaki artışlar, bu durumu daha da kritik hale getiriyor. Bir çocuğun cebinde para olması, dengeli ve yeterli bir öğüne erişebileceği anlamına gelmiyor. Bu durum, beslenme kalitesinin düşmesine ve çocukların sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratmasına neden oluyor.
Yoksulluğun çocukların hayatına okul öncesinden itibaren girdiğini ve gebelikten ikinci yaş döneminin sağlıklı gelişim açısından hayati önem taşıdığını belirten Uçar, anne adaylarının yeterli beslenemediği, aç kaldığı ve bebeğine yeterli süt veremediği durumlarla karşılaştıklarını aktarıyor. Bu durum, çocukların gelişiminde kalıcı hasarlara yol açabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün de vurguladığı gibi, 6-23 aylık dönem, büyüme ve besin eksiklikleri açısından kritik bir evre olarak kabul ediliyor.
Derin yoksulluğun, aynı anda birden fazla temel ihtiyacın karşılanamaması anlamına geldiğini vurgulayan Uçar, gıdaya erişemeyen ailelerin kirayı ödemekte, ilaç almakta, evlerini ısıtmakta ve çocuklarının okul malzemelerine erişmekte de zorlandığını belirtiyor. Bu durum, yoksulluğun sadece gıda sorunu olmadığını, aynı zamanda sağlık, barınma, eğitim ve sosyal yaşam alanlarında da hak kayıplarına yol açtığını ortaya koyuyor. Çocuk yoksulluğunun geçici yardımlarla çözülebilecek bir sorun olmadığını, uzun vadeli stratejik çözümlerin gerektirdiğini vurguluyor.