İzmir, 30 Ekim 2020’de yaşanan yıkıcı depremin acı hatırasına ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Seferihisar açıklarındaki 6.6 büyüklüğündeki sarsıntı, sadece can kaybına değil, şehrin geleceği için de önemli bir uyarı niteliği taşıyor. 117 hayatın tükenmesine sebep olan bu büyük afet sonrası, kentteki yapı stokunun değerlendirmesi aciliyet yaratıyor.
İMO İzmir Şube Başkanı Bengi Atak’ın vurguladığı gibi, şehrin yaklaşık 1 milyon binasının yarısından fazlasının 1999 öncesinde inşa edildiği gerçeği, uzun vadeli riskleri gözler önüne seriyor. Bu durum, özellikle yapı mühendisliği ve teknik standartlarındaki değişimleri göz önünde bulundurulduğunda, binanın dayanıklılığını ve güvenliğini sorgulamak adına ciddi bir endişe yaratıyor. Bu nedenle, 6 yıllık bir sürecin ardından yapılan detaylı incelemeler, şehrin geleceği için kritik bir dönüm noktası oluşturuyor.
Yapılan envanter çalışmaları, Bornova ve Bayraklı ilçelerinde başlayan ve Karşıyaka’ya yayılan kapsamlı bir değerlendirme sürecini kapsıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi ile İMO İzmir Şubesi arasında iş birliği yapılan bu proje, binlerce binanın detaylı bir şekilde incelenmesini sağlıyor. Atak, bu çalışmaların, binanın yaşına, bulunduğu zemin koşullarına ve yapısal özelliklerine göre risk haritaları oluşturulmasına katkı sağlayacağını belirtiyor. Bu haritalar, önceliklendirme çalışmalarına ve gelecekteki yapılaşma stratejilerine ışık tutacak.
Ancak, sadece envanter çalışmalarının yeterli olmadığı vurgulanıyor. Riskli yapıların dönüşümünde devlet desteği, bilimsel önceliklendirme ve kentsel dönüşümün kapsamlı bir şekilde hayata geçirilmesi gerektiği savunuluyor. Kentsel dönüşümün, sadece bireysel bina dönüşümlerini hedeflemek yerine, şehirdeki kronik sorunları ortadan kaldırmaya yönelik, daha geniş kapsamlı bir yaklaşım gerektirdiği belirtiliyor. Bu sayede, hem can güvenliği sağlanacak hem de İzmir’in geleceği için daha dayanıklı ve yaşanabilir bir şehir inşa edilebilecektir.