Hafta başlarında, hapishaneden gelen bir mektup, Ekrem İmamoğlu’nun sesini duyurma çabasının en somut ifadesi oldu. Mektup, sadece bir iletişim aracı olmanın ötesinde, mevcut siyasi atmosferin ve iktidarın stratejik hamlelerinin bir yansıması olarak da değerlendiriliyor. Hapiste mektup yazmak, bir bireyin düşüncelerini ve duygularını, uzak ve ulaşılması zor bir noktaya ulaştırma arayışıdır; bir tür çığlıktır. İmamoğlu’nun, geçmişte izinli yaptığı altı görüşmede de hapishane koşulları konusundaki hassasiyetini dile getirmesi, bu durumun önemini daha da vurgulamaktadır.

Mektubun içeriği, iktidarın Cumhuriyet’in kazanımlarını hedef aldığı ve ‘vurgun’ düzenine yöneldiği iddiasıyla şekillenmektedir. ‘Milli irade vurgunu’, mektupta sıklıkla kullanılan bir ifade olarak karşımıza çıkıyor. Bu vurgun, fonlardan medyaya, adaletten milli iradeye kadar uzanan bir alanı kapsıyor. Özellikle Esenyurt örneği üzerinden yapılan vurgu, dikkat çekici bir detaydır. Esenyurt’ta seçilmiş belediye başkanının, operasyonlarla gözaltına alınarak tutuklanması ve ardından kayyum atanması, ‘milli irade vurgunu’nun en acımasız örneklerinden biri olarak sunulmaktadır.

Esenyurt’taki süreç, kayyumun ilk icraatı olarak partisinden isimleri başkan yardımcısı olarak ataması ve kadroların geri kalanının da benzer şekilde doldurulmasıyla şekillenmektedir. Ardından, kayyumun evinde ve ‘yedek kasa’ olarak kullandığı yerde ortaya çıkan 7 milyon 450 bin 854 dolar, 431 bin Avro, altınlar, ziynet eşyaları ve saatler gibi büyük miktardaki servet, iktidarın manipülasyonunu ve hukukun üstünlüğünün zedelenmesini gözler önüne sermektedir. Bu durum, seçilmiş bir belediye başkanının cezaevinde tutulması, İBB bürokratlarının mağduriyeti ve masum insanların zarar görmesi gibi ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir.

İmamoğlu’nun mektubu, iki farklı tabloyu yan yana koyarak, iktidarın adaletsizliklerini ve hukuksuzluklarını ortaya koymaya çalışmaktadır. Bir yanda, ortada tek bir delil yokken kasalardan başkanlık mührü, beylik tabancasının mermileri ve birkaç çeyrek altın çıktığı için cezaevinde tutulan seçilmiş bir belediye başkanı ve İBB bürokratları yer alırken, öbür yanda, başkan yardımcısının evinden yarım milyar liralık servet çıkan bir kayyum yeniden vali yardımcılığına atanmış ve yerine Van’daki kayyumun genel sekreteri getirilmiştir. Bu durum, iktidarın ‘ödül’ vermeyi tercih ettiğini ve adaletin sağlanmasının mümkün olmadığını göstermektedir.”}çıkartma, 500 milyon lirayı aşan bir para kulesi! Faturanın tamamı da tek bir kişiye, başkan yardımcısına kesildi.

Şimdi iki tabloyu yan yana koyun.

Bir yanda, ortada tek bir delil yokken kasalarından başkanlık mührü, beylik tabancasının mermileri ve birkaç çeyrek altın çıktığı için hâlâ cezaevinde tutulan seçilmiş belediye başkanları, onlarca İBB bürokratı, masum insanlar...

Öbür yanda, başkan yardımcısının evinden yarım milyar liralık servet çıkan bir kayyum. Peki ne oldu? Ceza değil ödül verildi, kendisi yeniden vali yardımcılığına atandı. Yerine de Van’daki kayyumun genel sekreteri getirildi.